Dedegül Dağı ve Melikler Yaylası

4 Şubat Salı günü sabah erken saatte S.Gökçen’den Antalya’ya uçmak üzere ekiple buluştuk. Ekip üç kişiydi. Ben, Can ve İsmail… Uçak saatimiz; 06:25…
Zaman bizim için önemliydi. Antalya’ya indikten sonra otogara ve oradan Isparta’ya otobüsle geçecektik. Sonrasında ise köy dolmuşlarının kalktığı köy garajına geçip Yenişarbademli dolmuşu ile Melikler Yaylası sapağında inip yaylaya yürüyecektik… Dolmuş saati ise 12:30’du… Sonrası akşam saat 17:00’de… Yani ilk dolmuşun kaçması demek saat 19:00 gibi yayla sapağında inmek ve karanlıkta yaylaya yürümek (3 km) ve kamp kurup fazla dinlenemeden sabaha karşı tırmanışa başlamak demekti…
Uçak zamanında kalkmadı. Zaman alehimize işlemeye başlamıştı. Yarım saatlik gecikme bize kahvaltı ve alışveriş olanağını azaltmıştı.
Antalya’ya indiğimizde hava bahar sıcaklığındaydı. Üzerimizde ki fazlalıklardan arınıp kendimizi otogara giden belediye otobüsüne (600A numara. 30 dakika aralıklar ile alan-otogar arası çalışıyor. kişi başı 4 TL) atıverdik… Ve yaklaşık bir saat süren bir yolculuk ile otogara ulaştık. Isparta’ya gidecek otobüs bakınırken bir firma çakalı Eğirdir üzerinden Yenişarbademli yakınından geçen otobüslerinin kalkmak üzere olduğunu söyledi. Ve hemen biletlerimizi hazırladılar, aldık. Isparta terminaline yollanmış yakıt tüplerimizi verilen molada kargodan alabilecektik.
Ancak biraz irdeleyince bilet aldığımız otobüsün kel alaka bir yerden gittiğini ve yayla sapağından geçmeyeceğini anladık. Az daha gereksiz bir bölgeye gidip yayla yakınlarından geçecek bir aracı beklemek üzere çabalayıp duracaktık… Biletleri iptal ettirip Isparta’ya gidecek başka bir araçtan yeniledik. Ve yola çıkış saatine kadar çaylarımızı yudumlayacak zamanı yarattık kendimize… (Antalya – Isparta bileti 15 TL)
Zaman zaman küçük uyuklamalar ile ulaştığımız Isparta girişinde köy garajı ile telefonlaşıp aracı biraz bekletmelerini, geciktirmelerini rica ettik. Ancak araç zamanında kalkacaktı ve bizim yetişmemiz zor gibiydi. Isparta terminaline ulaştığımızda saat 12:15’ti. Hemen yakındaki bir marketten acele bir alışveriş, sonrasında yakıt tüplerinin kargoda alımı ve yolda bir yerde Yenişarbademli dolmuşunu taksi ile yakalama işlemi… Bu kez yolunda gitmişti işler… (Isparta – Yenişarbademli dolmuş bedeli kişi başı 15 TL)
Yüksek dağları saymazsak Isparta ve tepelerinde kar yok. Dedegül’ün ve yaylanın kar durumunu ise hiç bilmiyoruz. Aksu’yu geçtikten bir süre sonra uzaktan beyaz giyinmişliği ile Dağ kendisini gösterdi. Biraz sonra toprak rengini kaybetti ve yayla sapağına doğru her yer beyazlandı. Kış geldiğini burada göstermişti artık… Sonraki gün 12:45 gibi sapaktan geçerek Isparta’ya gidecek son dolmuşa binmek için şoförle randevulaşıp, telefon alışverişi yaptıktan sonra yayla sapağında inip yayla yoluna girdiğimizde yer yer sert karda, yer yerde bata çıka yol almaya başladık. Hava açık ve güzel olsada kuru bir ayaz açıkta kalan noktalarımızı ısırmaya başlamıştı bile… Uzaktan arada bir görünen Beyşehir Gölü ve önümüzde heybeti ile yükselen Dedegül’ü seyrederek yeşil çamların arasında kalmış beyazlığı ile yaylaya ulaştık…
Yayla yolunda telefonun çektiği bir noktadan 156’yı arayarak programımızı jandarmaya bildirdik. Ve bizi arayan Yenişarbademli karakolunada aynı bilgileri tekrarladık…
Çadırları kurup çay eşliğinde güneşin tadını çıkarttık güneş kaybolana kadar… Yaylada kar oldukça sertti. 1700 metre’de olan bu kar durumu dağda zeminin daha elverişli olduğuna işaretti. Havada çok az esinti vardı ve tırmanış günü hava aynı güzelliğine devam edecek gibiydi… Rota girişini ve ilk girişteki yan geçişle yükselinecek alanı ve yukarıları gözümüzle işaretledik. Ve yan geçiş yerine kenardan dik yükselmenin doğru olacağına karar verdik. Sonra sırttan rotaya bağlanıp devam edecektik… gün ışığında rotayı daha iyi görmek için daha önce 03:30 gibi yola çıkışı 04:00 yaptık…
Güneş kaybolmuştu… Hava iyice soğumuş ve dışarıda durmak zorlaşmıştı… Çadırda toplanıp akşam yemeğimizi çayla yudumladıktan sonra erkenden tulumların içine girip uykuya doğru yol almaya çalıştık… Biraz uyku, biraz uyanıklık, arada bir kendini hatırlatan rüzgar ve çevrede gördüğümüz yabani hayat izleri… Ve uykuda yitiş…
Saat çaldığında her zamanki gibi sıcak tulumdan çıkmak oldukça zor geldi… Çadır içi nefesimizden buzlanmış ve biz kımıldadıkça üzerimize yağmaya başlamıştı bile… Bir şeyler içip atıştırdıktan sonra çantaları yüklenip kampı terk ettik. Hava yine soğuktu. Ama gökyüzü açık, hilal bir ay ve milyonlarca yıldız yolumuzu aydınlatırcasına üzerimizde parlıyordu.
Açık alan olan yaylada ki sert kar zemin rotamız üzerinde ki ağaçlık alanın başladığı yere kadar devam etti. Ağaçlık alan batak kar beklentimin aksine yine sertti. Yola bizi dağın eteğine götürecek olan sırttan devam ettik. Kar batmıyordu ve oldukça iyi bir zemin vardı…
Dağın eteğine ulaştığımızda durum birden değişti. Sert kar önce batmaya başladı. Bilek hizasına kadar batan kar biz yükseldikçe dize kadar çıkmaya başladı. Ve üst yüzey bastıkça blok halinde kırılmaya ve alttaki toz kardan ayrışmaya başladı. Bu riskti. Üst katmanın kayması bizi riske sokar ve tehlike oluştururdu. Biraz daha yükseldik, durum aynıydı ve batma artıyordu. Güneşle birlikte zemin daha yumuşayacak ve bizim için oldukça zor ve tehlikeli bir duurum ortaya çıkacaktı. Zemin kayabilir ve üzerimize inebilirdi… Geri dönme kararı aldım. Ve izlerimizi takiple kampa geri döndük. Ve uykuya kaldığımız yerden devam ettik…
Sabah güneşi ile çadırın içindeki buzlar eriyip üzerimize damlamaya başladığında tulumlarda sıyrılıp güneşin altında çaylarımızı yudumladıktan sonra kampı toplamaya başladık. Dağ önümüzde heybeti ile yükseliyor ve nereye gidiyorsunuz der gibiydi…
Jandarmaya bölgeyi terkettiğimiz bilgisini verdikten sonra Yenişarbademli’den gelecek araç şoförü ile telefonlaşıp zamanında yol kenarında olacağımızı söyledim. Artık geri dönüş başlamıştı… Köy dolmuşuna, Isparta’ya giden amcalar ve teyzelerin şaşkın bakışları arasında yerleşip yol boyunca uzanan muhteşem doğayı izleyerek yola koyulduk.
Isparta’da içimizi ısıtan çorba sonrası otobüs ile yine keyifli görüntüler ile Antalya otogara ulaştık.
Otogardan servisle geçtiğimiz şehir merkezinde kendimizi Şişçi Ramazan’da piyaz ve ve şiş köftenin tadına bıraktık. Telefonlaştığımız Ayla ile buluşup eskilerden ve dağlardan kısa bir sohbet sonrasında yakıt tüplerini Mart ayında faaliyete gelecek arkadaşlar için saklamak üzere bıraktıktan sonra yolu yaklaşan saat nedeni ile havaalanına çevirdik…
Havaalanında karmaşa vardı. 19:30 uçağı arıza nedeni ile kalkamamıştı. Her kafadan konuşmalar ile bizim uçak saatinde onlar uçtular. bizim saat 21:40’tan 22:40’a ertelendi. 22:40’ta erteleme 01:40’a ertelendi. Ve arızalı uçak ile bizim yollanacağımızı düşünenler ayrı bir karmaşa başlatı. Bu karmaşa neticesinde ilgili firma ücretsiz yiyecek ve içecek ikramına başladı… Sat 01:40; biniş kapımız değiştirildi ve uçağa yolcu alınmaya başlandı. Saat 02:10 uçak piste doğru yollandı… Saat 03:10 S.Gökçen’e indik. 03:35 bagajları aldık. 04:30 otobüsleri ile evlere doğru yola çıktık…
Karmaşa ile başlayan yolculuğumuz yine karmaşa ile sona erdi…

Yüzümüz dağlara dönük olsun…