Eznevit Yaylası’ndan zirveye yürüyüş

“Dağcıların Mabedi” diye anılan Aladağlar bölgesine doğru hareket ettiğimizde tüm yolcuların öncelikli dileklerinden birisi sanırım hava şartlarının bizi güldürmesiydi. Ve istediğimiz gibide oldu.

Uzaklardan bir yerden Erciyes el salladı güzergahımızda, sonra Hasandağı… İkisi de “özledim sizleri” der gibi baktılar ardımız sıra… Traktörlerimizle yol almaya başladığımızda dört bir yanımızda dağlar “hoşgeldiniz” diyordu. Demirkazıklar el etti önce, sonra Emler. Uzaklarda Kaldı, Alaca… önlerinden bir resmi geçit edası ile ilerledik.

Hava açıktı. zirveler yer yer kapanıp açılıyordu. Traktörümüzü terkedip Eznevit Yaylası’na göçlerimizle ilerleyip çadırlarımızı kurduğumuzda Eznevit Dağı bütün ihtişamı ile gözlerimizin önündeydi. Yayla yemyeşildi. Baharı müjdeleyen çiçekler renk cümbüşündeydi. Çadırlar kuruldu önce, sonra sofralar. Traktörleri terkettikten sonra kamp yükü ile yapılan yorgunluk hafif kestirmelerle atılmaya çalışıldı. Ve cevremizi saran zirveler gözden geçirildi birer birer. Ve göz ucu ile rotalar çizildi zirvelere doğru.

Güneşin kaybolmaya başlaması ile birlikte hava dahada soğumaya başladı. Hızını artıran rüzgarın sesi ve yağmur gece boyunca çadırımızda ezgiler dinletti bize.

“Saat 02.00’de kalkılacak” demişti Erhan. Kalktık. Çorbalar pişti, çaylar içildi. Ve sisler arasında saat 03.00 gibi zirve yürüyüşümüz başladı. Toprak bitti önce. Sonra çarşak başladı. Kar sularından donmuş kayaların üzerinden geçerek devam etti yolumuz. Aralıklı olarak nabızı ölçen Gökalp’in ölçümleri ile öğrendiğimize göre nabız atışlarımız 159’ları buldu.

Yükseldikçe soğuyan hava bir ara kar yağışına dönüşse de bu fazla sürmedi. Zirveye yaklaştığımızda hava aydınlanmıştı ve sis tekrar “geliyorum” dedi. İşte “zirve” dediğimiz anda açılan sis sayesinde zirvenin biraz daha ilerde olduğunu görerek o yana yöneldik sonra. Ve bir anda güneş önce yüzümüzde ısıttı bizi, sonra bedenimizde. Ve elimizi uzatsak değeceğimiz gibi mesafede duran Karasay zirvesine oynak hava nedeniyle bakışarak uzaktan veda ettik.

Fazla zorlamayan bir iniş sürecinden sonra kamp yerine ulaştık. 30 kişi ile gerçekleştirdiğimiz faaliyet sonrası ısısını bizden esirgemeyen güneş ve yeşil çayırlar yorgunluk gidermemize yardımcı oldu. Doyurulan mideler, toplanan çadırlar ve bir süre daha Aladağ’larla sohbet edecek olan Erhan Pekmen ve Burar Gürer’e veda ederek traktörlerin bizi beklediği noktaya yönlendik. Sonra köyde bizi bekleyen aracımıza bindik. Ve Niğde’de açlar gibi karnımızı doyurduk.

Sabaha karşı İstanbul’a ulaşana kadar yorulan bedenlerimiz seyehatini uyku halinde sürdürdü. Bu faaliyete katılan ve emeği geçen tüm arkadaşlarımla birlikte Rehberimiz ve Teknik Kurul Başkanımız Erhan Pekmen’e çok teşekkürler…
Yeni zirvelere, yeni zirve tatlarına…

Cem Ergün