Gökteki yıldızlar avuç avuç parladı

Ondört kişiden oluşan İstanbul çıkışlı ekibimizle  saat 22:30’da şehri terkettik.

Çamardı’nda yapılan kahvaltıdan sonra, Çukurbağ’da Mehmet’in evinde Gözde ve Cihan ile buluştuk. Ekibe katılacak Enis ve Ertan Dipsiz Göl bölgesinde attıkları kamptan dönmemeleri üzerine faaliyete onlarsız devam etmeye karar verdik…

Sakartaş sırtlarına kadar, Karayalak Vadisi’ne inmek üzere traktör ile yola devam ettik. Traktörü terkettiğimiz yerde, yanımızda ki küçük çantalara ihtiyacımız olabilecek malzemeleri alarak, sırt çantalarımızı katırlarla Çelikbuyduran’a götürülmesi için bıraktık. Sonra sırta doğru yükselip Karayalak Vadisine inen patikadan Kapı’ya doğru ilerledik.

Kapıya geldiğimizde Çelikbuyduran’a kamp atıp çevre zirvelere (Emler, Karasay ve Eznevit) çıkmayı hedefleyen, Gültekin Fidan liderliğinde ki 10 kişilik ekibimizle (Gültekin Fidan, Şebnem Çalışkan, Mesut Özbudak, Gülsemin Özgen, Dilek Özgürel, Soner Kızıl, Köksal Karadağ, Meral Bakış, Yekbun Akansu ve Sevinç Yıldırım) vedalaşıp yollarımızı ayırdık.

Onlar kapının üzerine doğru yükselirken; biz kimsenin girişini göremediği Çiftkat kulvarının içerisine doğru ilerledik. Saat 13:30’u gösteriyordu ve güneş yumurta pişirecek kadar sıcaktı.

Kısa bir mola sonrası kulvarın daha önce bildiğim karlı olmayan zemininde yükselmeye başladık. Çarşakla başlayan kulvar sonra sert kar kulvarı ile devam etti. Sonra yine kayalar, yükselme, inme ve tekrar yükselme. Maceranın ve çıkışları bulmanın keyfi…

Kayacık sırta doğru yükselmeye başladığımızda bacaklarımın yorgunluğu arttı. Cihan’ın da… Biraz uzun tutulan dinlenme molaları ve zirve sırtı… İlk zirvesine yürüyen Cihan, onu takip eden Gözde… Ve bütün ekip Kayacık zirvede… Saat 18:20.

Verilen mola sonrası 18:40’ta, sırttan ilerleyerek Emler’e doğru yola çıktık. güneş iyice alçalmıştı ve Telsizden Emler klasik rota ekibinden zirve haberi geliyordu (Gültekin Fidan, Mustafa Sarıbaş, Mesut Özbudak, Dilek Özgürel, Soner Kızıl, Köksal Karadağ). Zirvedeydiler… Ve bizim karınca bedenlerimizi görüyorlardı.

Bir müddet bağlantı sırtını takip ettikten sonra, Emler eteklerine uzanabilmek için alçalmaya başladık. Eteğin dibinden rotaya girdiğimizde, gün batıyordu ve gölgeler kaybolmaya başlamıştı. Uzakla da Çamardı, Çukurbağ ve Martı mahallesi ışıklarını yakmıştı ve birisi yıldızları gökyüzüne savurmaya başlamıştı bile…

Kaybolan güneş ve inen karanlık artık yerini gittikçe artan soğuğa bırakmıştı. Önce kafa lambalarımızı yaktık, sonra mevcut giysilerimizi biraz daha kalınlaştırdık. Hava gittikçe soğudu, gökyüzünde yıldızlar çoğaldı ve batonlarımız çantalarda, kayalardan, bulduğumuz geçitlerden yükselmeye başladık. Nefeslerimiz yoruldu, tenimiz üşüdü ve gecede önce köy ışıkları çoğaldı, sonra gökteki yıldızlar avuç avuç parladı…

Kafa lambalarımız sadece önümüzde uzanıp giden kayaları aydınlatıyordu. Esmer bir gecenin içinde kaybolmuştuk…

İlerleyen saatlerde çekmeyen telsiz ve aramızda ki Emler nedeni ile kamp ekibi ile iletişim kuramadık. elefon ile iletişim imkanı bulduğumuzda ise zirveye doğru yükseldiğimizin bilgisini verip gecikeceğimizi, ve kurulmadı ise çadırların kurulmasını ve sıcak sıvı hazırlamalarını söyledim.

3500 metreler. Kaya ve çarşak karışımı bir yerde Cihan yere yapıştı ve kendini yukarı çekemedi. Bir kayaya aldığımız emniyet perlonu ile yukarı aldık. Arkasından gelen Oğuz’u da… Sonra pantalonu yırtılan Mesut, hem soğuk kayalara temas nedeni ile, hem üzerindeki kıyafetlerin yetersizliği nedeni ile üşüme krizine yakalandı ve Oğuz’un kendisine verdiği poları giyinirken daha çok üşüdü ve hipotermi belirtileri göstermeye başladı… Şebnem’in uyguladığı vücut masajı ile biraz toparladığında yolumuza devam ettik… Girdiğimiz kulvar çıkılmaz olunca yanında ki kayalarda yükseldik, yükseldikçe yıldızlara yaklaştık…

01:15. Artık zirve sırtına çok yaklaştık. Kafa lambam sırtın yakınlığını aydınlatıyor. Önce ben çıkıyorum, sonra ekibe sırtta olduğumuzun müjdesini veriyorum. Ve zirve…

Sonra hızla kampa ulaşmaya çalışıyoruz. Yedi Göller bölgesinden esen rüzgar bizi inanılmaz üşütüyor artık… Bitmeyen klasik yüz patikası. Dizlerimizde azalan güç, yüzümüzü kesen rüzgar ve gelişimizi duyan kampın hareketlenmesi… Saat 02:25.

Kamptayız. Ve gün ışırken yapacağımız tırmanışları, tüm ekibin yorgunluğu nedeni ile iptal ediyoruz. Uyumalı ve ısınmalıyız.

Sabah güneşi ve dışarıdan gelen sesler ile uyandığımda, güneş bir hayli yükselmişti ve Kızılkaya zirvesi tepemde; gelmeyecekmisin der gibi bana bakıyordu…

Cem Ergün