Kar Buz Rotasından Erciyes’e Tırmanış

Hacılar neredeyse Kayseri ile içiçe geçmiş yirmi bine yaklaşan nüfusu ile büyük bir ilçe. Başınızı kaldırdığınızda Erciyesi ve kuzey rotalarını gözle izleyebiliyorsunuz.

İzmir’den tırmanışa bizimle katılacak iki arkadaşla Kayseri’de buluştuktan sonra, belediye otobüsüne binerek Hacılar’a ulaştık. Hadak ofisi kapalıydı. Hemen altında bulunan çayevinde sıcak çaylarımızı yudumlarken saat 12 gibi bizi Sütdonduran kamp merkezine götürecek kamyonu beklemeye başladık. Son alışveriş, Hacılar içerisinde küçük geziler ve fırında yaptırdığımız pideler zaman geçirmemize yardımcı oldu.

Aracı beklerken yanımıza gelen belediye başkanından Hacılar hakkında çeşitli bilgiler aldık. Ve Kayserili, Hacılarlı iş adamlarının bölgeye verdiği desteği öğrendik. Bu firmalar ve işadamları aynı zamanda bölgede dağcılığa ve kayağa katkılarını esirgemiyorlarmış…

…..Elbruz ekibimizden bir ses bir haber yok…

Sütdonduran dolmuşu, damperli kamyon geldiğinde pidelerimizi yemiş karnımızı doyurmuştuk. Ve daha bir önceki faaliyette Emler zirvesinden uzaklardan izlediğimiz Erciyes’e doğru toz duman içerisinde yol almaya başladık. Kamp yerinde askerlerin kurduğu büyük çadırlar ve yanında ilkyardım çadırı karşıladı bizi… yine askerler bir dizi tuvalet hazırlamışlar. Kamp yeri dört yana savrulmuş gibi çadır dolu.

Kampa geldiğimiz kamyonla birlikte Hacılardan öyle yemeği olarak bizim fırının pidelerinden geldi. Tokluğumuza bakmadan onlarında tadına baktık doğrusu… Kendimize uygun çadır yerini bulup hazırlıklara başladığımızda; önce adam başı 5 lt olan sularımız geldi. Sonra Hadak tişörtü şapkası ve seramik kupamız geldi. Kumanya olarak ise; helva, ton balığı, bal, reçel, meyve suyu, fındık, kuru üzüm, eritme peynir, kremalı bisküvi aklıma gelenler…

Sabaha karşı zirceye giden 15 kişilik ekip yeni dönüyor. İkisi arkadaşım, Antalya’dan. Neredesiniz bu saate kadar söylemleri sonrasında kar buz rotasında bir kişinin düşmesi ile önündeki 11. kişinin de kayamasına ve düşmesine, yaklaşık 600-700 metre sürüklenmelerine neden olduğunu öğreniyoruz. Kazma ile duramamışlar. Küçük yaraların dışında önemli bir şey yok.

Çadırların kurulması, çevrede küçük turalamalardan sonra akşam yemeginde etli kurufasülye, pilav, domates, biber ve yumrukladıktan sonra yediğimiz kuru soğan ile baş başa kaldık.

…..Elbruz ekibimizden bir ses bir haber yine yok… 2,5 gün oldu sessizliklerinde… Zaman zaman Pazar günüde haber çıkmazsa ne yapabiliriz konuşmaları yapıyoruz. Bir an önce ses vermeliler… Hepimiz tedirginiz.

Akşam yemeği sonrasında teknik toplantı yapılacak. Saat sekiz dendi. Kaç ekibin çıkış yapacağı hangi rotaların kullanılacağı konuşulacak… Gündüz yapılan ayaküstü sohbette buz rotasından sadece Zirvenin çıkış yapmasının ve istenirse bir iki kişi takviye yapılabileceği düşüncesi hakimdi.

…..Elbruz ekibimizden bir ses bir haber yine yok… 2,5 gün oldu sessizliklerinde….

Güneş çoktan yerini karanlığa bırakmaya başladı. Yüksekliğin ayazı hissediliyor artık. Bir önceki gün karşılaşılan kapalı hava, artık açık. Toplantı çadırı dolmaya başladı. Elbruz ekibi ne yapıyor acaba şimdi?… Ne çok insan geldi toplantıya. Hepsi dağamı çıkmaya niyetli bunların? Off…..

Elbruz ekibi?…

Bir önceki gün çıkan ekibin çıkışı konusunda bir kaç söz söylerdi tanışma faslından sonra… Kazma krampon eğitimi almamış olanların çıkışına kesinlikle izin verilmeyeceği tekrarlandı. Ve tırmanışın riskli geçeceğinden bahsedildi. Tırmanış şartlarına uygun olmayanlar dışarı davet edildi. Bir önceki çıkış için başvuran 73 kişiden sadece 15 kişinin çıkışı onaylanmış.

Buz rotasından çıkışı yapacak bizim ekipte çıkışını iptal ederek, kar buz rotasına girme kararı aldı. Bu arada tırmanışa katılacaklar içerisinde ekibimize ayrı bir statü ile istersek tamamımızın katılabileceği bildirildi. Öyle bir anlatıldı ki rota, bir ara Oğuz ekibin bir kısmını çıkarıp çıkarmama konusunda tereddüt yaşadı. Ancak o gün Hadak tarafından eğtim verilen bir kaç kişinin çıkışına onay verilince, kış eğitimi alan ama pratiği eksik olan bir arkadaşımız hariç tırmanma kararı aldık. Yine de isteyen buzun dibinden dönebilir dendi…

…..Elbruz ekibimizden bir ses bir haber yine yok… 2,5 gün oldu sessizliklerinde….

Elemeler neticesinde iki ekip olarak çıkış yapılması kararı alındı. Zirveciler ilk ekipte yer alacaktı ve 17 kişilik bir gruptuk. Saat 02.30 da başlayacak çıkışımızı ikinci ekip 03.00 de çıkarak takip edecekti. Böylelikle taş düşürme riski biraz olsun azalmış olacaktı.

Tedirginlikten kıvranıyoruz… Nerede bu Elbruz ekibi?

Nihayet toplantı bitti. Kendi içimizdeki değerlendirmelerden sonra yanan ateşin başına doğru yürüdük. Sonra son bir şans bir haber umuduyla telefonun çektiği tepenin üzerine yollandık Oğuz’la… Hadi Elbruz, bir ses lütfen!

Çevirdiği numarayla konuşmaya başlayan Oğuz’un gözlerindeki mutluluk, rahatlama yıldızların altında bile görülebiliyordu. Elbruz 2.5 gün sonra ses vermişti. İyiydiler. Sağlık problemleri veya ekipte birisi ile ilgili bir sorun yoktu. Hedef tam hedeften vurulmuş, zirve izin vermişti… Rahatladık.

Sıra bizde. Ses veren Elbruz ekibi artık dönüş hazırlıklarındaydı. Biz zirve hazırlıklarında…. Ekibin iyi olduğu bilgisini mutlulukla verdik ekibimize. Onlar da mutlandılar…

Artık uyku vakti. Saati 01.30’a kurarak uyumak üzere tulumların fermuarını çekiverdik… Birkaç saatte olsa uyumalıyız… Gözlerim kapanıyor gibi… Ballıkayalarda olmalıyım şimdi. kamp ateşi yanmalı. Türküler sarmalı gecenin
sessizligini, birde can kuşlar…

Bu saat niye çalar ki! Bir 5, yok 10 dakika daha uyusam mı? Çadırlarda hareketlenmeler var. Kalkıyor ekipler. Şimdi sıcak bir çay. Bir güzel kahvaltı sonra… toplantı çadırının önündeyiz. Saat 02.30 henüz çıkış yapamadık.

Bekliyoruz. Saat 02.40. ekip dizildi. Yıldızlar gökyüzüne saçılmış inci taneleri gibi… yürüyoruz. Bir yıldız kaydı tüm hızı ile erciyesin üzerine doğru. Neyin habercisi bu parlak yıldızın kayışı? Bir dilek mi tutmalıyım şimdi? Yoksa bir yerlerde birileri mi doğdu? Yoksa bir yerlerde……? (dönüşte duydum daha geçen gün Ruhi Su türkülerinde tanıştığım Eser Ağbi’nin kıyı köyde boğulduğunu. Oysa yine o gün dinlemiştim akan çadırında sazı boğulmasın diye çadırının dibini bıçakladığını)….

Kar sularının oluşturduğu dereler geçiyoruz. Bir o tarafına, bir bu tarafına. Hava açık. Kimse lambasını yakmıyor. Pırıl pırıl bir hava ve Erciyes bizi çağırıyor ışığı ve parlamasıyla…yolda bir arkadaş dönüş kararı aldı. Geride 2. ekibin ışıkları görünüyor. Sanki her adımda daha bir yaklaşıyorlar gibi. Bursa ekibi bu gece Hasan dağına tırmanıyor olmalılar.

Yüceller küçük demir kazık rotalarında yol alıyor olmalı şu anda. Elbruz ekibi memleket yoluna bakıyorlar dönmek için. Biz ise on kişi ile Erciyes yollarındayız. Yani bu akşam elli civarında zirveci sıcak faaliyet içerisinde… Dağların doruklarında zirve keyfini yaşamak için ter atıyorlar.

Kar buzul rotası önümüzde. Kramponlar ve kazmalar hazırlanıyor. Tek sıra ve S çizerek ilerliyoruz. Müthiş bir görüntüyle yükseliyor rota. Arada bir tarak kayalardan taşlar inmeye başlıyor. Tam bir bela. Havada taklalar atarak geliyor taşlar. Ve her adımda bir hız daha kazanıyor. İkinci ekip bize yetişti. Onlar sağ kulvardan yükseliyorlar. Yukarıda buluştuk. İki ekip birleşerek birlikte yürümeme başladık. Karlı bölümü geçtikten sonra başlayan kayalık bölgede her adımda taşlar düşüyor. Sık sık ‘taş’ veya ‘kaya’ seslenişleri bazen yeni düşüşlere neden oluyor.

Boyunu aştık nihayet. Arkaya iniyoruz artık. Orasıda farksız. Kaya ve taş yığını. Yükseliyoruz tekrar. Her adım zirveye daha bir yaklaştırıyor. Zaman zaman kar ve buzdan oluşan bölgelerden geçiyoruz büyük bir dikkatle… Nerede bu zirve diye bakınırken öndeki arkadaşların bir mağaradan girdiğini görüyorum. Her taraf buz.
Eğilerek ve dikkatle geçiyorum, derken işte zirve…

Kule çıkışın arkasında yükseliyor. Aladağlar ufukta bir sıra olmuş erciyese bakınıyorlar. Uzandım sırtüstü. Gözlerim güneşin sıcaklığından kapandı. 3917 metrede uyuyorum, hissediyorum. Bütün ekip zirvede. Yeni bir zirveye daha
imza attık işte.

Zirve grubu ve bize katılan iki arkadşla önden inişe başladık. Oldukça zorlu bir iniş olacağı attığıımız ilk adımlardan belli oldu. Ayağımız altında kayan kayalardan zor ilerliyoruz. Ekibin gerisinde yürümek yine bana düştü.

Önde giden arkadaşlar çoktan gözden kayboldu. İşte bir karlı bölge daha. Karlar yumuşamış ve kötü kayıyor. Kar buz kulvarını nasıl ineceğiz bakalım. Yavaş ilerliyoruz. Diğer ekip bize yetişti. Arkadaşları boyunun başında bizi bekler bulduk. Önümüzde korkunç dik bir taşlı bölge var. Bitiği noktada 800-900 metre kadar kar buz kaplı bir alan.

Arkadaşların bir kısmının Hadak ile inmesi kararı verildi. Biz rahatsız olan iki arkadaşla birlikte inmek üzere beş kişi arkada kaldık. Burada bu kayaların üzerinde uyumak istiyorum. İki kelebek yükseliyor hızla yükseklere doğru. Ne işi var bunların burada? Rüzgar katmış önüne savuruyor adeta…

İşte kanat uçları beyaz bir kartal dönüyor yukarıda. Ne işiniz var benim yücelerimde der gibi süzülüyor adeta… Ekip çok dikkatli bir şekilde taşlık bölgeyi geçti. Ama yinede zaman zaman aşağıya kayalar yuvarladı. Karlı bölgeye geldiklerinde durdular. İlerlemiyorlar. Ne bekliyorlar carınm bunlar. Yumuşamıştır şimdi. Girin topuklarınızla. Kazmanız yokmu elinizde? Ne bekliyorsunuz? Yavaş yavaş kayboldular. Bekliyoruz. Aşagıdan bir görsek bizde başlayacağız inmeye.

Şimdi inersek taş düşürmemiz kaçınılmaz. Yoklar. Çok zaman kaybettik. Artık biz de devam etmeliyiz… Dikkatli bir şekilde inmeye başladık taşlı alanı. İşte bir taş düşürdüm. Dur gitme. Takıl kal orada. Aşağıda dostlar arkadaşlar var. Ne olursun kal orada taş… Bazıları içimden söylendiğim yakarışları duyuyor. Bazıları ise akıp gidiyor aşağılara.

Nihayet ön ekiple göz temasını yakaladık. Bir kaçı inmiş. Kalanlar ise ip yardımı ile inmeye çalışıyorlar. Niye bu kadar sürdü bu iş? Tarak kayalardan aşağı akmaya başladı yine bir taş sürüsü. Taş diye bağırmamız uyarıyor inişte olanları. Kaçınmaya çalışıyorlar. Ama olmuyor hızla vuruyor taş birisine… dilerim fazla bir şey olmamıştır.

Krampon takmaya karar veriyoruz. Yok öyle topuklarla kara girersin ve aşağıya inersin. Bu dik bir uçurum gibi önümüzde uzayan beyazlık yutar gibi bakıyor zaten. Kramponlarımı takıp girdim kulvara. Daha iki üç metre inmemiştim ki, altımdaki örtüyü birisi yukarı doğru çekiverdi. Beyazlık kayıyor. Düşüyorum aşağıya doğru. Bir kazma, önce yavaşlattı sonra durdurdu. Anında aşağıya inmekten son anda kurtardım kendimi. Sonra diziliverdik beş kişi bir sıra ve çıktığımız gibi S çizerek ve son derece dikkatli inmeye başladık. Bir gözümüz aşağıda inenlerde. Diğeri adım atacağımız yerde. Bir diğeri ekipteki arkadaşlarda, bir diğeri yukarıdan inen kayalarda.

Sahi kaç gözümüz var bizim gözüm? İlk ekibin tamamı indi. Biz de inebilsek. Bu gidişle otobüs biletimizde yanacak yetişemeyeceğiz. Ne yapsak ki? Acaba bir kenardan uçar gibi kaysak mı? İşte bir kaya daha geliyor. Kah Tolga taş nöbetine yatıyor kah ben. Veya biz inerken Oğuz gözlüyor yukarıları. Açız. Suyumuz bitti. Ağzım kuruluktan yapışıyor. Bu kadar uzun süreceğini hesaplamamıştık. Ve bu kadar zorlu… Olsun Elbruz ekibi ses verdi ya, kamp şurası su da yemek de bizi bekliyor. Uzaktan görüyoruz. Çadırlar toplanmış. Üç-beş çadır dışında birşey kalmamış gibi… ne zaman bitecek bu kar? Ne zaman duracak taşların yuvarlanması?

Nihayet indik. Aşağıdayız. Ama kamp yerine daha çok yolumuz var. Şu güneşte dönüp durmasa başımızda…. Yürüyoruz artık. Gece yanından, üzerinden geçtiğimiz dereleri tersten geçiyoruz bu kez. Bu sesi seviyorum. Birde çınar ağacı olmalı şimdi şurada.

Uzansam dibine uyusam bu yorgunluğun üzerine. Deliksiz hemde. Ne diyordu Nazım; “su başında durmuşuz. çınarla ben. suda suretimiz çıkıyor çınarla benim. suyun şavkı vuruyor bize çınarla bana…” Yok, uyumadan şöyle bol sirkeli sarımsaklı bir işkembe çorbasıda içmeliyim. Üstüne birde sigara…

Tolga uçtu sanki, görünmüyor. Oğuz göz mesafemde bir kaybolup bir görünerek ilerliyor. Nurten çok geride kaldı. Gökhan’da öyle.. ama görüyorum ikisini de…

İşte kamp. Artık kamp olmaktan çıkmış, sessizleşmiş. Özgür ve Meltem bizi bekliyor. İlk ekiple inmişlerdi. Özgür inişte kaymış. Duramamış. Ellerinin tersi, eklem yerleri kan ve yara içinde. Selim ve Hakan bizden önce binecekleri otobüslerine yetişmek için çoktan gitmişler. İzmir ekibi de öyle…

Hızla çantaları ve çadırları topluyoruz. İşte Nurten de geldi, Gökhan da. Saat 19.00’da bineceğimiz otobüse yetişmemiz mümkün değil. Çalışır durumdaki tek telefon olan Özgür’ün telefonu ile İpek turu arıyoruz biletler saat 21.00 e aktarılıyor. Başka şansımız yok. Bazılarımız pazartesi işe geç kalacak…

Toplandık. Bizi Hacılı’ya götürecek kamyon geldi bu arada. Çöpler ve kalan kamp malzemeleri ile iç içe gidiyoruz artık. Bir de yolların tozu olmasa. Dönüyorum kaybolup uzaklaşan Erciyes’e, geri çağırıyor gibi….

Hacılardayız. Vedalaşıyoruz Hadaklı arkadaşlarla… Sanki sözleşmişiz gibi bizi bekleyen belediye otobüsünün orta alanını bir arda sırt çantası yığını
dolduruyor.

Kayseri’de açlar gibi saldırdık iskenderlere mantılara…. çabuk olmalıyız oysa. Bu otosüs kaçmamalı. İstanbul, iş, stres bizi bekliyor…

Son dakikada yakalanan trenler veya vapurlar gibi yakaladık bir dizi taksi ile otobüsü… Hostes kız sabaha kadar bizi serinletmeye çalıştı. Su servisleri soğuk meyve suları hep bizeydi. Ve son dakika yolcusu gibi sıralandığımız arka koltuklarda; uyku arasında bile güneşin ısıttığı tenimizin yanmasını hissettik… Bu klima niye soğutmuyor sözünü çok kullandık mesela. Veya bu motorun ısıtmasına niye bir çözüm bulunmuyor sorusunuda çok sık sorduk… yorgunluk bir sonraki faaliyete kadar yerini zirve keyfine bırakmıştı bile…

Cem Ergün