Samistal Yaylası

2011 yılının bir yaz günü düştük yollara…

Ekipten kimse daha önce Karadeniz Yaylaları’na gitmemiştik ve tam bir macera olacaktı bizim için. Özellikle otobüs yolculuğunu tercih ettik, yolları ve coğrafyayı uçaktan seyretmeden daha yakın görmek için.

Bütün ön çalışmalara uygun olarak Ayder’den başlayan bir rota ile Kavrun, Öküz Yatağı ve Mezovit üzerinden Kaçkar zirveye ulaşıp memleketin dördüncü yüksek zirvesi üzerinden dağları, gölleri, ve ufkumuzda resmini silemeyeceğimiz güzellikleri seyreyledik önce…

Sonra; hadi gidelim şu Samistal Yaylası’na dedik dört macera yüklü yoldaş…

Ve Ayder’den Hazindak Yaylası’na uzanan, yeni açılmış patikayı kullanarak gittikçe uzayan bir yoldan 4,5 km’lik yürüyüş ile yola koyulduk. Şelaleler, devasa bitki örtüsü ve asırlık ağaçlar arasından geçerek Hazindak’a ulaştığımızda, sis aşağılardan tekrar yükselmeye başlamıştı ve yaylanın üç beş çocuğu evler arasında oyunlarına koşturarak devam ediyordu…

Bir soluklanma, sisler altında yitmeye başlayan  Hazindak’ın bir Angelopoulos filmi gibi sisler altındaki görüntüsünü bırakıp, yine sisler altında dalgalanan bayrak direğinin altından devam eden patikaya girip yola devam ettik… Yönümüz yönsüz değildi ve yolumuz Samistal’a doğru dönmüştü bile…

… Samistal Yaylası deniz seviyesinden 1350 metre yükseklikte olup bölgede yer alan birkaç taş evlerden yapılmış yaylalardan birisidir… Taş evler tek katlı olup, kış koşulları içerisinde neredeyse tamamen karlar altında kalmaktadır. Tek katlı olmasının en büyük nedeni ise eteğine kurulduğu tepeden inecek çığın yüksek katları yıkma riskini ortadan kaldırmak içindir…

Hazindak’tan Samistal’a uzanan patika üzerinde geçmişi yüz yıla uzanan taş yollar var. Sağınız çiçek, solunuz kelebek ve sisler içerisinde yaylaya doğru zamanın içerisinde yolculuk yapar gibi yolunuza devam ediyorsunuz…

Yayla birden sisler arasında karşınıza çıkıyor. Solda yükselen tepenin eğiminin az olduğu noktadan aşağıya doğru uzanan meyilli bir yere kurulmuş…

Yayla girişinde bir anda kabalak dediğimiz bitki örtüsünün arasında ve oldukça ayağınızın içinde kaybolduğu ıslak bir zemin içerisinde ilerliyorsunuz…

Ve Samistal Yaylası… Rüya gibi… Aşağıdan sis yükseliyor ve sanki yaylaya çarpıp geri dönüyor.

Biz şimdi adını anımsamadığım bir Amca’nın evine konuk olduk. Çayını içtik. Sohbet edip duaları arasında Kavrun’a ineceğimiz patikaya doğru yolandık…

Biz gittiğimizde Samistal’ı diğer yerleşim yerlerine bağlayan bir araç yolu yoktu. Ancak yaylaya bir yol açılmaya başlanmıştı, hatta birde cami inşaatı vardı…

Dedik ya; yolumuz durmak değil devamdı ve hava kararmadan Kavrun’a inmeli ve bir araç ile Ayder’de bizi bekleyen çadırlarımıza ulaşmalıydık çok fazla geç olmadan.

Samistal’ı terk ettik. Ve bir süre sonra takip ettiğimiz patika kayboldu ve kendimizi tam bir macera içerisinde bulduk… Sis Kavrun tarafındanda yükseliyordu ve bilmediğimiz bitkiler, çiçekler arasında artık kararmaya başlayan gün sonunda kendimize yol arıyorduk…

Önce coşkulu akan dereye indik. Paçaları sıvayıp derenin bizi alıp götürme isteğine direnerek karşıya geçtik neredeyse her an suyun içine düşmeye hazır olarak…

Suyu geçtik artık iyice kararmış havanın serinliğinde… Kavrun solumuzda mı yoksa sağımızda mı kaldı derken, Kaçkar tırmanışından dönecek bir ekibi almaya gelen dolmuşun ışıkları ile karşılaştık. Ve o ışıklar sayesinde Ayder’e 10 km yürümekten kurtulup, aracın geri dönmesi ile çadırımızın yakınında ki Nadir’in Kardelen’inde rakımızı yudumlayarak Samistal Yaylasının büyüsünde derin bir uykuya daldık…

Samistal Yaylası…

Artık “Yeşil Yol” denen bir saçma salak bir yol sayesinde herkesin gidebilmesine aday bölgelerden bir tanesi… Ve bu gerçekleşirse Samistal Yaylası’nı artık benim hissettiğim duygularla asla göremeyeceksiniz…

Diren Samistal…

Cem Ergün