Dağ… Ve Songül Kız…

Kemer Country Doğa ve Dağcılık Kulübü Müdürü profesyonel dağcı Serdar Kılıç ve Reşat Ülger, Kurban Bayramı için Ilgaz Dağı’na kamp gezisi düzenledi. Geziye Kemer Golf ve Turizm İşletmeciliği’nde Yiyecek İçecek Müdürü olarak çalışan Songül Coşkun, İstanbul’da tekstilci olan Zeki Özdoğan (45), 14 yaşındaki oğlu Eren, heykeltraş Erdal İşkol (28), Ankara’da yaşayan makine mühendisi Mehmet Emin Erker ve Gökhan Koç katıldı. 8 kişilik ekip, Kurban Bayramı’nın ilk günü bölgeye giderek Ilgaz Karayolları Şantiyesi’nin yakınlarında 1.800 metrede kamp kurdu.

Birkaç gün burada kamp yapan Zeki-Eren Özdoğan, Gökhan Koç, Songül Coşkun ve Serdar Kılıç, önceki gün tırmanma denemesi yapmak istedi. Gerçek bir tırmanış olmayacağı için yanlarına ip ve malzeme almadılar. 2.400 metreye kadar çıkan grup, 180 metre ilerideki Hacettepe Tepesi’ne ulaşamadan kar yağışı ve sis nedeniyle geri dönmeye karar verdi. Birbirlerini kaybetmemek için el ele tutuşan 5 kişilik grup, 100 metre sonra yanlış yola saptı. Songül ve Gökhan, önlerindeki 100 metrelik uçuruma yuvarlanırken diğer 3 kişi güçlükle tutunabildi.

25 Şubat 2002 Pazar günü saat 15.00’te grup Küçük Hacet zirvesine doğru yola çıktı.

1.Ekip:Serdar Kılıç, Gökhan Koç (omurilik zedelenmesi), Reşat Ülger, Songül Coşkun (ölüm)

2.Ekip:Erdal İşkol, Mehmet Emin Erkerde, Zeki Özdoğan ve Eren Özdoğan; 15 Km yürüyerek 8 saatte Kastamonu’nun Çatören Köyü’ne ulaştılar.

AKUT Ankara Hakan Korkut ve Ekibi Karayolları Bölge’den yola çıkarak telefon ile iletişim kurdukları Serdar’ın yer bildirimi sonucunda geceyi dağda ve zor koşullarda geçiren kaza ekibine 26 Şubat öğlen saat 13.00’te kaza bölgesine ulaşıldı…

Bölgede devam eden kötü hava koşulları nedeni ile yardım ve transfer için bekletilen iki helikopter havalanamadı…

Kalınlığı 3 metreye ulaşan kar ve tipi altında bölgeye ulaşan AKUT ve JAK ekipleri kazadan 42,5 saat sonra geceyi kar mağarası yapıp içinde ateş yakarak geçiren ve sedye ile taşınan yaralı Gökhan Koç’u ve diğer ekip üyelerini Çatören Köyü’ne ulaştırdı.

Hava şartları ve coğrafyanın zorluğu nedeni ile taşınması güç olan Songül’ün cesedi; yaban hayvanlarının zarar vermemesi için paketlenerek, hava koşulları  düzeldiğinde helikopterin rahat iniş yapabileceği bir noktaya bırakılarak koordinatları alındı…

Çatören Köyü’nden ambulans ile Ilgaz Devlet Hastanesi’ne götürülen Gökhan’a ilk müdahale sonrasında Çankırı Devlet Hastanesine sevk edildi. Omuriliği zedelenen ve boynunu hareket ettiremeyen Gökhan’ın ciddi bir sağlık sorunu yaşamadığı ilk bulgular arasında açıklandı…

Serdar ve yedi kişiden oluşan ekip; bayram tatilini doğada geçirmek üzere Ilgaz dağı eteklerine doğru yollandı…

Karayolları tabelasını gerilerinde bıraktıklarında, dağ bütün soğukluğu ile üzerlerine çökmüştü. Durdular. İki yudum su içip, üzerlerine geceden korunmak için günü giydiler. Hava soğuk ve keskin bir kar kokusu ile doluydu.

Ağaçların seyrekleştiği ve hafif eğimler ile yükselip seyrekleşip sıklaştığı yerde kamp kurdular… Dağ görünmüyordu ve yıldızlar geceye serpilmemişti henüz…

Çadırlarından çıkıp geceyi ve soğuğu içlerine çektiklerinin de günde yaşayacakları akıllarında bile değildi. Gökyüzünde ay belli belirsizdi ve Çamlar o bilindik ıslığı ile uzun bir gece türküsüne çoktan başlamıştı bile…

Sabah gün aynı yerden ve sancısız doğdu. Gece kar setleşmiş, kristalleri çoğalmış ve soğukluk günü gasp etmiş gibiydi…

De haydın dedi Serdar. Gelmeyenler olda kaldı.

Songül bütün isteği ile atıldı öne… Dağları seviyordu ve işte önünde Ilgazın nazlı nazlı boynu yükselmeye çağırıyordu…

Ekip yükseldi…

Gün sabahı geriye bıraktı…

Zirvenin önü açık ve ardı sıra ağaçlar uzuyordu Songül’ün. Durdu baktı, bir tabak gibi uzuyordu zirve. Eğildi, bir tutam kar aldı kokladı özlenmişi gibi.. Ve devam etti Serdar ardı sıra…

Zirve önlerindeydi. Ağaçlık alandan çıkıp yukarı doğru yöneldiklerinde gözleri henüz yitmemiş ay ve sabahın yıldızı ile hizalandı ve Serdar’ın sesi ile kendine gelip hırsla ayağını karın en en derinliklerine sapladı…

Kamp ve bayram kaçkınlığını yaşamak için geldikleri zirve önlerinde bütün güzelliği ile yükseliyordu. Biraz eğimli iniş, sonra karlar altıda zirve…

Zirve…

Hiçbiri ulaşamadı…

Sisi çökmeden hava patladı.

Göz değil gözü, kaşı bile göremedi…

El ele tutuştular, sis yol vermedi.

Biri kaydı beyazın hiç bu kadar olamayacağını düşündüğümüz bir an da ve geceden önce… Ve sadece ah sesini duyduk…

Ve Songül işte böyle öldü…

Dağın eteğinde ve gün geceye batmadan…