Süphan Dağı’na kar düşmüş…

“3.800 metrelere geldigimizde, ağırlıklarımızı terkederek, son etaba doğru yöneldik. Ancak yaz sartlarında kocaman kaya kütlelerinden olusan bu yerde tehlikeli bir sekilde kar yığını olduğunu gördük.”

Süphan Dağı tırmanışı ile ilgili çalışmalara yaklaşık üc ay kadar önce basladıgimda ilk basvurular 30 civarinda bir katilim ile olacagini gösteriyordu. Ancak zaman icerisinde bu sayi azaldi ve faaliyetin birkac gün öncesinde 18 kisi olarak netlesti.

Tirmanis ile ilgili olarak, Bitlis Valiliği, Gençlik Spor il Müdürlüğü, Bitlis İl Jandarma Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Başkanlığına bilgiler verildi, tırmanış onayı alındı…

Cuma aksami calan telefonumdaki ses tırmanış süresince bize eşlik edecek ambulansın nereye gönderilmesini istediğimi sorduklarında, oldukça şaşırdım doğrusu. Ve Kışkılı köyü üzerinde kamp kuracagımızı, köyde ise ambulansın beklemesinin zor olacağını, Adilcevaz’ın bekleme için daha uygun olacağını söyledim. Ve tırmanış tamamlanana kadar gerektiginde arayacağımız telefon numaraları verilerek, ekibin nöbette olacağı bildirildi. Tırmanış süresince destegini sürdüren ve sürekli durumumuz hakkında bilgi isteyen Bitlis Jandarmasi 156 ile irtibatımız dönene kadar devam etti. Onlarda dağdan inip kampı toplayana kadar takipcimiz oldular. Gerek Güvenlik, gerekse Sağlık ekiplerinin göstermiş olduğu ilgi ve duyarlı, sorumlu yaklaşım beni ve ekip arkadaslarımı çok mutlu etti. Kendilerine sonsuz teşekkürlerimizi gönderiyorum.

Tırmanışa İstanbul şubeden 10, Ankara’dan 8 sporcu katildi. İstanbul ekibinin tamami, Ankara ekibinden ise 6 kisi Van’a uçakla gitti. 2 kisi ise otobüsü tercih etti.
Van havalimanında öğle saatlerinde buluştuğumuzda, bizi Kışkılı köyüne götürecek midübüsün arızalandığını yerine otobüs gönderdiklerini öğrendik. Otobüsün köye çıkamama ve o gün hava kararana kadar kampı kuramama ihtimali, farkli bir hava yolu ile Ankara’dan gelen ve cep telefonunu evde unutan Kadir ile bulusmanın gecikmesi, Akdamar otele kargo ile gönderdigimiz yakitin bulunamaması; bir anda karsimiza cikan bir sıra sorun oldu.

Özgür’ün; çarşının bir yerlerinde tesadüfen Kadir ile karşılaşması, otelde de yakıt tüplerini uzun aramalardan sonra bulması hepimizi sevindirdi. Van’da karnımızı doyurduktan sonra, uçaktan davetkar görüntüsü ile gülümseyen Süphan’ı ele geçirmek üzere yola çıktık. Şenol ve Mehmet bizi Erciş’te bekliyordu, onları alarak devam ettik.

Göl kenarını takip ederek Ahlat ve Tatvan istikametine doğru giden yoldan bizi dağa götürecek yola dönünce Süphan bütün azameti ile karşımıza çıktı. Uçuş sırasında gördüğümüz ve Van’dan yol boyunca görünen bu kocadağ, sırtımızı göle yasladığımız bu açıda, daha bir başka heyecan veriyordu ve zaptedilmenin davetini gönderiyordu.

Önce Aydınlar Belediyesi’ni geriden bıraktık. Ve bizi köye ulaştıracağından baştan beri umutsuz olduğum otobüsümüz nihayet bizi terk etti. Geri dönüşünü nasıl yapacağını düşünmek bile istemedigimiz bir yerde otobüsü bırakarak 5-6 km mesafede bulunan köyün karlı buzlu yollarında yürümeye basladık. Bir süre önce yanımızdan geçen köy minübüsü yoldaki buzlanma yüzünden biraz ileride kalmıştı. Ve yol kıvrıla kıvrıla yükselirken gün ağır ağır kararıyordu. 30 Ağustos tırmanışı döneminde karşılaştığımız ve yardımlarını gördüğümüz muhtarda minübüsteydi. Selamlaştık ve kendisine 2005 yılında çektiğim eski fotoğraflarını ilettim.

Köye giriş yapmadan kamp yerine doğru yükselmeye basladık. Son bir haftadır yöre ile sürekli telefon irtibatındaydım ve yoğun kar yağışının bilgisini almıştım. Ama yinede beklediğimden daha az kar vardı. En azından dağın eteklerinde. Yukarılar ise meçhul bir beyazlıkla yüklüydü.

Havanın iyice karardığı saatler, bizimde kampı kurup kendimizi çadırlara attığımız zamandı hemde… Kamp yerimiz 2.200 mt’lerde, sırtımızı dağa yasladığımızda ise göl ve uzaklarda Artos dağı menzilimiz icerisindeydi.

Saat 03.00 ‘te tırmanışa başlayacağımızın bilgisini vererek herkesin hazır olmasını söyledim ve bende uykunun kollarına kendimi teslim etmek üzere çadıra çekildim. Çadır arkadaşım Savaş, kar eritmeye başlamıştı bile. Önce sıcak bir çorba, zirveye gidecek malzemelerin ve çantanın hazırlanması, derken uyku saati.

Telefonum çaldı, arayan jandarma. 156’yı aramamı söyledi. Aradım. Tırmanış ile bilgileri ve ekip listesini çek ettik. İndikten sonra bilgi vermemi söyleyerek kapattılar.

Nihayet uyuyabileceğim derken tırmanışın stresi geldi oturdu ve kalakaldı. Arada bir dalsamda genelde uyuyamadım.

Saat 02.00 de çalan saat uyanıklığımı çabuklaştırdı. Çadırlarda uyunma sesleri, kar eritenler, yapılan hazırlıklar. Hayri artçi olunca Suna artçı yardımcısı oldu doğal olarak. Mehmet ise ekibi ortadan kontrol edecek. Saat 03.00 hazır gibiyiz. 03.15 yürümeye basladık. Arkadan gelip yetisenler var.

Ali Cem, gün içerisinde boğazından rahatsızdı. Gece kendini rahatsız hissedince kampta kalmaya karar verdi. Onu tek bırakmak istemeyen Osman’ da uykusuna devam edip, sabah kamp yerini terkederek dönüş kararı aldılar. Sayım alıyoruz 16 kişi ile devam…

Şanslıyız. Gökyüzü açık. Yıldızları tek tek saymak mümkün. Dağ ön cephemizi duvar gibi kaplamış, ve o tarafta olmayan yıldızlar istikametimizi gösteriyor. Beyaz bir karanlık gibi, biliyorum.

Karın iyice sertlesmeye ve botların kaymaya baslaması üzerine kramponları takmak üzere durduk. Takılamayan bir bağlamalı krampon ise ekibin devam etmesini oldukça geciktirdi.

Gün yavaş yavaş ağarırken yükselmemizi sürdürdük, dağ ve rota önümüzde uzanıyordu. Ve güneş Tendürek dağı ile Ağrı’nın arasında bir yerlerden Van denizini aydınlatarak yükseldiginde manzara görülesi güzellikteydi.

Çantamın ağırlığı iyice omuzlarıma ve bacaklarıma inmeye basladığında, arkalarda kalmaya basladım. Ve Çapraz ailesi önde ekip arkada devam ettik.

Hava oldukça açık, bulutsuz ve tırmanışa uygundu. Yer yer çok hafif esintilerin dışında rüzgarda bize misafirperver davrandı. Ve zirvenin kapisina tırmanısımızla ağır ağır aralandı.

3.800 metrelere geldigimizde, ağırlıklarımızı terkederek, son etaba doğru yöneldik. Ancak yaz sartlarında kocaman kaya kütlelerinden olusan bu yerde tehlikeli bir sekilde kar yığını olduğunu gördük. Çığ riski taşıyan bu bölgeden en emniyetli nasıl geçebiliriz söylemleri sonrasında dik yükselmeye basladık ve aramızda uzun mesafeler bırakmaya gayret ettik. Ekibin bir kısmı belli bir yere kadar çıktı ve digerlerinin oraya ulasmasini bekledi. Sonra yükselmeye devam edildi.

Saat 13.30. Ve iste zirve. Ve iste uzakta Ağrı Dağı’nın davetkar görüntüsü. Ve iste Van denizi ve kıyısında yükselen keşfedilmek için çırpınan dağlar sırası…

Özgür ile birlikte daha güvenli nasıl inebiliriz diye bakıyoruz. Ve çıkış rotasının yanında nisbeten daha az kar birikmis ve kayaların fazla oldugu bölgeyi uygun buluyoruz ve oradan inmeye karar veriyoruz. Saat 14.00.

Yine aralıklı ve son erece ağır tempo ile inisimizi tamamladıımızda aşağıdan elinde kayakları ile gelen bir yabancı ekip ile karşılaşıyoruz. Rehberli olmadıkları için pek konusmuyoruz. Ve ellirinde kayakları zirve yoluna devam ediyorlar…

İlk durağımız çantaları bıraktığımız yer. Oturup manzaraya karsı seyrimizle birlikte birseyler yemeye ve içmeye zaman ayırdık. Çıkış rotası ve izlerimiz net bir sekilde belliydi. Ve ekibi o noktadan sonra serbest inişe başladı.

İnise tekrar devam ettigimizde yanımızdan güzel görüntüler oluşturan kayakçılar geçti. Bizim ne zaman kampta olacağımız meçhulken onların 10 dakikada görüş alanımızdan tamamen çıkması zoruma gitmedi doğrusu.

Arkadayız. Ben Hayri, Suna birde Fatma. Çok yorulduk. Artık çadıra ulaşmak ve uzanıp dinlenmek istiyorum. Her tarafım ağrıyor. Bu güneşte uyku yapıyor sanki.

Nihayet kamptayız. Saat 18.00. Bizden önce ulaşan arkadaşlar yemek kokuları arasında kaybolmuşlar bile. Çadır arkadaşım Savaş ise sağolsun makarna ile karsıladı beni.

Amp çevresindeki karlar gün içerisinde ısısını eksik etmeyen güneş sayesinde erimiş, her taraf çamur içerisinde.

Sabah saat 06.00 da kampı terkedeceğimizin bilgisini çadırlara ilettim. Ve birseyler atıstırıp, tulumumun içerisinde ve uykuda kayboldum. Derken telefonum çaldı. Arayan Bitlis jandarma. 156’yı aramamı söyleyerek telefonu kapattılar. Hep bana yazdırıyorlar konusmalararı. Aradım uykulu sesimle. Nasıl olduğumuzu sordular. İndigimizin bilgisini verdim. Sabah kampı toplayacağımızı söyleyerek tesekkür ettim. Ancak ekibin nereye giideceğini, hangi saatte bölgeden ayrılacağımız bilgilerini, bölgede bizden kimsenin kalıp kalmayacağı gibi bilgileri isteyince yarı uykulu halimden uyanarak bütün bilgileri verdim. Sadece Semih birgün daha Tatvan’da kalacak ve asker olan bir yakınını ziyaret edecekti.

Tam uykuya dalmıstım, ekipten son anda ayrılarak gelemeyen Tolga merak içinde durumu soruyor. Tamam diyorum, zirveye bir artı daha yazdık. Tebrik ediyor ve uykuya geçmek üzere beni bana bırakıyor. Zırr bir telefon daha. Mahmut ve arkadaslar alkışlarla zirvemizi kutluyorlar Erfelek yollarından. Gözlerimi kapatıyorum tam, bir çift göz gelip karsımda çakılıp kalıyor.

Artık yarı uyanık yarı uykulu uyumaya çabalıyorum. Suratım yanıyor. Koruyamadım. Burnun sızlıyor. Vücudumda ki bütün su cekilmis gibi, basucumdaki suyu durmadan tepeme dikiyoum.

Saat 04.00. artık yavaş yavaş kalkmalı. Ama nasıl. Günes doğacak kaçırma. Birkaç fotoğraf çekersin diye kendimi kandırmaya çalışıyorum. Savaş kalktı, çantasını topluyor. Saat 05.00 kalkıyorum yavaş yavaş. Kahvaltıyı van’da yapacağız. Saat 06.00. tüm ekip toplandı ve ağır ağır köy yoluna doğru yollanıyoruz. 07.00 otobüsümüz uzaklardan bizdende yorgun gibi ağır ağır sallanarak geliyor köy yoluna doğru. 07.15. jandarmayı arayarak bölgeyi terketmekte olduğumuzu ve yardımları ve destekleri için tesekkür ediyorum. Aynı dilekleri ve iyi duygularımızı Adilcevaz’da bekleyen sağlık ekibinin uykulu kulaklarınada iletiyorum.

Van’a doğru gidiyoruz artık. Ercis’te, Tatvan’a gidecek olan Semih’i ve Ankara’ya otobüs ile dönecek olan Mehmet ve Şenol’u indiriyoruz. Onlara Kadir’de eşlik etmek istiyor. Kalıyoruz 12 kişi…

Bir kahvaltı salonunu bir anda dolduruyoruz. Suratlar kırmızı et parçası gibi. Gözlük yerleri beyaz beyaz. Saldırır gibi kısa sürede bitiriyoruz yiyecekleri. Otlu peynir, kaymak, bal, hele süt ayrı bir güzellikte…

Artık uçma vakti. Havaalanındayız. Ankara uçağı bizden 10 dakika sonra kalkacak. Vedalaşıyoruz.

Uçuş güvenliği gelip Fatma’yı dışarı davet ettiğinde meraklanıyoruz. Bir süre sonra ise grup olarak ve Fatmanın adına yapılan kargo bağlantısında, Hayri’nin çantasındaki pilli diş fırçasının çalıştığını ve tehdit oluşturduğunu öğreniyoruz…

Havalanıyoruz. Yükseklerden son bakışlarımızı gönderiyoruz, Van denizine, Nemrut’a ve Süphan’a. Ve bulutlar araya girdiginde; büyük sorunlar yaşamadan biten faaliyet ve sorumluluğu için derin bir nefes alıyorum…

Faaliyetin sağlık ve güvenlik icerisinde tamamlanmasını sağlayan ilkyardım ve 156 jandarma basta olmak üzere, emegi gecen herkese çok teşekürler.

Ayrıca bütün ekip arkadaşlarımı kutluyor yardım ve destekleri için tesekkür ediyorum.

Yeni zirvelerde buluşmak ve yükseklerden gülümsemek üzere…

Sevgiler ve selam olsun size dağlar…

Cem Ergun