Aladaglar ve Çelikbuyduran…

Zirve defterini Yakut yazdi. Ve ekibin tirmanisini, 2006 ocak ayinda ayni bolgede cig altinda kalarak yasamini kaybeden Hacettepe’li dört genc fidan, dört dag tutkunu genc icin yaptigimizi yazdi.

Sokullupinar’i terkedip Karayalak vadisinin icerisinde agir agir yukselmeye basladigimizda gunes tepemizden bakmaya baslamisti bile.

Artcı olarak gelen Ozan iyice gerilerde kalmisti. Telsizden gelen sesi yolu sordu ve sonra kesildi. Once, telsizden seslenmelerime yanit alamadim, sonra vadi icerisende bagırmalarıma. Telsizi düsürmüs olabilecegini düsünerek beklemeye basladim. Uzaklarda görünmesine ragmen ters esen rüzgar sesimi geri tepti, ulastiramadi. Yaklastiginda herseyin yolunda oldugunu, ancak bataryanin bitik oldugunu söyledi.

Bir süre sonra at ve katirlardan kurulu tasima ekibi yanimizdan gecti aceleleri varmis gibi. Traktorcu Mehmet elinde bir sise su ile pesleri sira kosturuyordu.

Sükran ile agir agir yurumeye devam ederken; telsizden gelen Mahmut’un sesi onden giden ekibin Kizilkaya tirmanisina gitmek üzere oldugunu ve bizim programin gecerli olup olmadigini sordu. Evet dedim gecerli. Kizilkaya’ya sabah tirmanacagiz. “tamam o zaman”dedi. Bir süre sonra ekibin kizilkaya’nin eteginden bir kol halinde Karasay sirtina dogru yürüdügünü izledik uzaktan. Sonra dagin arkasina kaybolup gözden yittiler.

Celikbuyduran kapm yerine ulastigimizda, cadirlarin bir cogu kurulmus ve kimisi yemek yiyor kimisi dinleniyordu. Mahmutun cantami biraktigi alandaki taslari toplayarak biraz olsun duzelttigim zemine cadir kurma isine giristik Sukran ile. Yükseklikten ve gunesten etkilenen Sukran hemen dinlenmeye cekildi. Biz ise Mahmut’la daha onceden planladigimiz gibi Emler tirmanisini yapmaya saat 20.00 de yola cikmaya karar verdik. Yedigolburnu tirmanisi ise hava iyice kararmis olacagi icin bir baska tarihe kaldi.

Kamptan hafifce kararmaya baslayan ve egitim icin toplanan arkadaslarin yanindan gecerek ayrildigimizda saat 20.15’ti. Yedigöllere giden patikadan cikip daha dik yükselen rotaya girdigimizde Kizilkaya ekibinin arkamizdan kampa girdigini gördük. Önce çiplak gözle görünen patika yavaş yavaş karanlikta kaybolmaya baslayinca bir süre ay isinda yükselmeye devam ettik. Sonra kafa lambalarimizin isinda zaman zaman yolu kaybederek zirvenin nefesini yüzümüzde hissederek gözümüz bazen yukarilarda, bazen gecenin tüm siyahligini sapladigi Yedigöllerde yolumuza devam ettik.

Zirveye ulastigimizda saat 21.15’ti. Kafa lambalarinin isiginda üstüste konmus tas yiginlarinin altinda zirve defterini bosuna aradik. Kampa zirvede oldugumuzu bildirdik telsizle ve biraz sonra inise gececegiz dedik.
Fotograf cekimleri ve biraz dinlenmemin ardindan, üzerimize hücum eden milyonlarca yildizin altindan gecerek kampa inisimizi surdurduk.

İndigimizde kamp iyice sakinlesmis, yorgun bedenler hizini artran rüzgarin sesinde uyumaya baslamisti bile. Yakut ve Siyami sabah saat 07.00’de Kizilkaya ekibinin hareket edecegini soyledi. Diger ekip ise saat 03.00’te kalkaca ve 04.00’te Emler, Karasay ve Eznevit yapacakti. Bizim yolumuz Kizilkaya’ydi.

Sukran kendini daha iyi hissediyordu. Biraz dinlenmek iyi gelmisti. Gece zirve yürüyüşüne gideceğini söyledi. Çantalarimizi hazirlayip saatlerimizi kurarak ve cadirlari döven rüzgarin sesinde, sogumaya baslayan gecede yavas yavas uykuya teslim ettik kendimizi.

Çalan saatin sesi disaridaki rüzgarin sesinden zor duyuluyordu. İkinci kez çalmasina firsat vermeden kalktik. Çayimizi demleyip kahvaltimizi yaptigimizda diger cadirlardan da yavas yavas sesler duyulmaya basladi. Sükran ciktiginda tekrar saatimi kurarak uyku tulumunun icerisinde kayboldum. Önce ekibin arkasina takilan Nuray’in sesi geldi, geri dönüyorum diye. Sonra dakika basi sayi almaya calisan Ozan’in sesi. Ve ekibin yonunun once Karasay ve Eznevit oldugunu duydugumda “tüh be, keske bende gitseydim” dedim. Nasilsa ekip dönerken yolda karsilasacaktik. Kizilkaya ekibine orada katilabilirdik.

Ve yeniden calan saatin sesine kadar uyumaya devam ettim. Gece kahvalti yapmistim ama bir bardak cay ve biraz birseyler atistirmadan sonra cantami alarak ciktim. Ekip toplaniyordu. Ayrica Ankara ekibide Eznevit, Karasay için hazirlenmisti.

Şirin’in rehberliginde alti kisi yola ciktik. Kapidan çiktigimizda kamp yerine donmekte olan diger ekibin yaklasimini seyretik ilerlerken. Ve zirvelerini kutlayarak yolumuza devam ettik. Sırta geldigimizde batonlari ve agirliklarimizi birakarak küçük bir mola verdik. Siyami, ankara ekibi ile devam edecegini söyleyip ayrildi ve biz bes kisi kaldik. Kizilkaya solumuzda çürük kaya yapisi ile muhtesem yükseliyordu.

Ağir ağir yükselmeye basladik. Bazen tuttugumuz yer elimizde kaliyor bazen bastigimiz yer asagi ucuyordu. Ve uctugu yere kadar gözümüzle izlerken ürküyorduk. Genelde 2,3 bazende 4 derecelik kayalardan tirmanip kendimize yükselecek gecitleri arayarak cikisimizi surdurduk. Yukarida kilciga geldigimizde kamp yerini terketmis Emler ekibini ve Yedigöller’den Direktası’ndan dönen üç kisiyi (H.Hüseyin, Yücel ve İsmet) izledik. Sonra zorlu bir yan gecisle yükselmeye devam ettik. Zirveye ulastigimizda Emler ekibininde zirvede oldugunu gördük ve nihayet ise yaramaya baslayan telsizimizle zirvelerini kutlayarak zirvede oldugumuzu söyledik. Zirve defterini Yakut yazdi. Ve ekibin tirmanisini, 2006 ocak ayinda ayni bolgede cig altinda kalarak yasamini kaybeden Hacettepe’li dört genc fidan, dört dag tutkunu genc icin yaptigimizi yazdi. Ve cekilen fotograflardan sonra isin zor kismina, inişe geçildi.

İnise gectigimizde uzaktan Ankara ekibinin zirvelerini tamamlayarak inise gectigini gördük. Ve yine inis manzaramiz harikaydi. Kaldi, Alaca, Oksar, Sunar, Parmakkaya; hepsi bizi seyrediyordu sanki. Cikis rotamizi takip ederek ama zaman zaman küçük degisikliklerle inisimizi devam ettirip Karasay sirtina geldigimizde kamp ekibinin serbest inise gectigni ve cantasini, çadirini toplayanin indigini gördük uzaklardan ve yukarilardan.
Eznevit cikisini iptal ederek yakindaki Karasay’a gidip gelme karari aldigimizdan fazla oyalanmadan yola revan olduk.

Sirttan devam eden kolay bir yürüyüşle karasaya ulastigimizda Kızılkaya bütün förkemi ile bizi seyrediyordu. Zirve yazisi ve bir kac fotograftan sonra geri donuse gecerek kamp yerine dogru hizli adimlarla yürümeye basladik. Kamp yeri bosalmis bir kac arkadasi bizi bekler bulduk. Sükran çadiri bosaltmis ve toplamisti. Hemen cantalari yerleye basladik ve kampi bizde terkettik.

Karayalak vadisine dogru inerken ayagini birkac kez burkan Mahmut izdrapla yoluna devam etti. Sonra vadiden cikip yukselmeye basladigimizda ortada ne kimse ne de traktor görünmüyordu. Biraz daha devam ettigimizde uzaklardan gelen traktörü ve beklesen ekibin kalanini gördük. Biz yanlarina ulastigimizda ise ekip traktöre yerlesmisti bile. Kampi en son terkeden ve yaninda teknik malzemeler oldugu icin yürüyüşünü çabuklastiramayan Mitat’i karsilamaya traktorun onunu gönderdik. Ve geldiklerinde Çukurba’a doğru hareket ettik.

Yanindan geçtigimiz bir kac kiraz ağacının tadına baktıktan sonra ulastigimiz alabalik tesisinde bizi bekleyen arkadaslar ile bulustuk. Ankara ekibi gitmisti bile. Hemen çantalar araçlara yerlestirildi. Yorgun bedenler koltuklara kendini zor birakip İstanbul’a hareket edildiginde sorunsuz bir faaliyeti tamamlamis olmanin mutlulugu ile yola devam ettik.

Ağaçli tesislerinde yemek molasi ve İstanbul’a kadar uyku sessizligi….

Gününüzde zirve hep olsun…

Cem Ergun