Bir hafta sonu kaçamağı

Pozantı yolundan Çamardı’na dönmeden verdiğimiz kahvaltı molası bütün keyifle devam ederken, Sönmez’in çalan telefonundaki Burak, Sokullupınar’a doğru giderken arabanın altını yere vurduğunu ve kaşeyi (karteli) çizdirdiğini söylüyordu. Ve Çamardı’ndan onları da alacaktık.

Camardina ulastigimizda, Traktorcu Mehmet karsiladi bizi. Burak’in arabayi cekerek servise getirmisler. Burak, Derya ve Atilay’dan olusan bireysel faaliyet ekibini de alip Cukurbag koyune dogru yola cikmadan once son alisverisler yapildi ve jandarmaya rotalar, kamp yeri bilgileri iletildi.

Koy bizi her zamanki sakinligi ile karsiladi. Demirkazik uzaklardan gozunu bize dikmis “yine mi geldiniz” der gibi sert ve keskin hatlariyla bakisini firlatiyordu.

Traktorun uzerine, binme planina gore yerlestirilen cantalardan sonra bizler de binerek Karayalak vadisine dogru agir agir yol almaya basladik. Vadiye inecek patikanin basina geldigimizde uzaktan kamp yerini izledik ciplak gozlerimizle. Ahmet Cigdem, Ismet Inan ve Sonmez Erkaya’dan olusan Demirkazik Peck kulvari ekibi ile, Burak, Derya ve Atilay’dan olusanSema Tepe ekibini basarilar diyerek vadiye dogru yolcu ettik.

12 kisi kalan ekip, traktorle birlikte bu kez Eznevit Yayla’si istikametine dogru dondu.

Traktorcu Mehmet kisa bir sure once gecirdigi kaza sonucunda yasamini yitiren Letonya’li dagciyi anlatiyor. Ne oldugunu nasil bulduklarini vs. Habersiz yapilan tirmanista yasanan kaza sonrasi once konsolosluga ulasmis kazazadeler. Konsolusluk, Ankara trafigi yasanmis sonra. Ve Camardi jandarma’nin sonra haberi olmus olaydan.

Yolun artik bittim dedigi yerde traktoru terkederek cantalarimizi yuklendik. Ve inatla ustumuze ustumuze esen ruzgara gogsumuzu gere gere ilerlemeye devam ettik. Kamp yerine ulastigimizda suyun akiyor olmasi bizi sevindirdi. Ama dinmeyen ve surekli hizini artiran ruzgar, cadirlari kurmamizi butun gucu ile engellemeye calisti.

Kurulan cadirlar, ve yenen yemeklerden sonra tirmanis ile ilgili kucuk birtoplanti yaparak saat 03:00 te baslayacak tirmanis faaliyeti icinherkesin zamaninda hazir bulunmasi gerektigini belirttim. Rotada kazmave krampon’a ihtiyac gorunmese de, zaman kalirsa ve sartlar uyarsa, Karasay zirvesine de yuruyecegimizi ama buradan rota durumunun belli olmamasi nedeni ile malzemeleri yanimizda bulundurmamiz gerektigini animsattim. Ve kimisi uykuya cekilirken, kimisi cevre gezileri yaparak vaktini degerlendirdi…

Aksam yemegimiz ton balikli makarnave salatadan olusuyordu. Uzerine ictigimiz cay ise bizi daha bir kendimize getirecegine, goz kapaklarimizi agirlastirdi.

Derken disaridan cadira sanki birsey carpti, kapanmakta olan gozlerim iyice acildi. Uykumda… ruzgar siddetini gittikce artiriyordu ve cadirda cikardigi ses uyumaya pek imkan tanimiyacak gibiydi. Oyle de oldu. Kucuk araliklarla gectigim uyku halimden hep ruzgarin cadirdaki sesi ile uyandim.

Saat 02:00 de calan saatin sesini, ruzgarin yanimizdan son hizla gecen sesi arasinda cok zor duydum. Cayi demleyip yol icin termos hazirlamaya basladigimizda, Sukran kendisini iyi hissetmedigini soyledi. Sonra tirmanis esnasinda ihtiyacimiz olan yiyecek ve malzemelerimizi hazirladik. 02:50 de kendimi cadirdan disari attigimda uzakta Demirkazik zirvesi uzenirde simsekler cakiyordu.

Ekip yavas yavas hazirlandi. Herkesin kaski basinda fenerleri ile toplanip hareket ettigimizde saat 03:15 olmustu. Gecenin bir saatlerinde gokyuzunde yukselen ayi, en son gunesin battigi karsi tepelerin uzerinden kaybolmak uzereyken gormustum. Gokyuzu, yeryuzunu karartmisti. Dag gorunmuyordu ama bir yon olarak karsimizda yukseliyordu ve zaptetmek icin adimlarimizi o yana atarak yonumuze yon verdik.

Ekibin artcisi Mutlu, telsizden biraz durmamizi soylediginde daha kamptan fazla uzaklasmamistik. Durduk. Yanina gittigimde, Sukran kendini iyi hissetmedigini donmek istedigini soyledi. Cadirlarin yerini rahat bulabilecegini soyledi ve gecenin icerisinde o asagi biz yukari kaybolduk…

Ruzgar tum siddeti ile devam ediyor. Bazen karsimizdan bazen yandan, ama mutlaka esmeye devam ediyor. Ve butun gucu ile uzerimize yuklendigi anlarda durup kendisine karsi guc uyguluyoruz.

Calan telefon, Sukran kampa ulasmis.

Tezcan arkada Mutlu ile birlikte geliyor. Yuruyusu bile ne isim var benim burada der gibi. Eznevit Yaylasina kamp atacagimizi duymus mail grubumuzdan, mail atti. Cem, “ben de geliyorum ama kazmam kramponum yok” dedi. Ben de isterse rahatlikla bulabilecegini bildigim bir iki isim sayiverdim kendisine ve kacari olmadigini hemen anladi. Sonra gelip de gecenin karanliginda daga omuz verince, “ben spildeki gibi kamp yapacagimizi sandim, boyle olacagini bilsem oraya giderdim” demeye basladi. Tam yedi sene once ayni sekilde Celikbuyduran ve Emler adini merak etmek gafletinde bulundugunu, artik bir yedi yil sonra yeni bir zirve tirmanisina bir daha katilabilecegini soyluyor.

Telefon ceken bir noktadan Sukrani ariyorum ve uyandiriyorum. Yagmur geldiginive disarda birakilan cantalari bir cadira toplamasini rica ediyorum.

Kirmizi kayanin dibinde mola verdigimizde gun iyiden iyiye aydinlanmisti. Asagilarda cok uzaklarda belli belirsiz cadirlarimizi gormek mumkundu. Birseyler atistirip dinlendikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Sirta dogru yukseliyoruz. Zirve biraz daha sagda gorunuyor. Derken olmadik bir anda ve yerde bardaktan bosanircasina dolu yagmaya basliyor. Sirta cikan dik yamacta oldugumuz yere cokup korunmaya calisiyoruz. Kasklarimizda davul calan dolu, biz kapanana kadar bacaklarimizi da indiriyor darbelerini. Yere biraktigim sirt cantamin rengi birdendegisiyor. Her yer beyaza kesiyor.

Devam ediyoruz. Iste sirta geldik. Yan yan ve hafif yukselerek ilerliyoruz artik. Derken zirvedeyiz. Ilk zirvesini yapan Erkin ve Veyis’i davet ediyorum one, once adim atmalari icin. Ilerliyorlar. Cevreye atilan bakislar, vekutlamalar. Saat 07:50. Karasay cok yakin gorunuyor ama havanin halini begenmedigim ikinci bir zirveyi zorlamanin anlami yok diyorum. Ve cekilen zirve fotograflari… Tezcan en onde gevrek gevrek guluyor.

Kisa bir zirve molasinin ardindan inmeye basliyoruz. Yer yer karli bolumlerden gecerek hizla irtifa kaybediyoruz. Molalar daha uzun artik. Ve asagida cadirlarin oldugu bolgede gunes cimenlere yayilmis vaziyette. Derken calan telefonum. Burak ariyor ama acmaya yetisemiyorum. Ben ariyorum bu kez de telefon cekmiyor. Biraz sonra tekrar gorusebiliyoruz. Firtinadan dolayi faaliyeti iptal ederek Sokullupinara donduklerini soyluyor. Bizi merak etmisler, bilgi veriyorum. Peck ekibi ise gece 02:30 gibi uygun hava bulup tirmanisa girebilmis. Merak ediyoruz…

Saat 11’de butun ekip asagidayiz. Artik birseyler yemek, dinlenmek ve toplanmak gerekiyor.

Mehmet 13:30 da bizi biraktigi yerde olacak. Kamp yerini 12:45’te terk edecegimizi soyluyorum ekibe ve uzaniyoruz gunesin altina serdigimiz matlarimiza gucunu yitiren ruzgara inat…

Peck Kulvarina giden arkadaslardan bir haber yok daha. Buraklarin ekip arizali araclarinin akibeti ile ilgilenmek icin erkenden gitmisler Camardi’na. Oguz ile telefonlasiyoruz, bir ekip ile Sokullupinar kamp yerine gitmemizi oneriyor. Yardim gerekirse ekibe, yakinda olmakta fayda var.

Kampi toplayip yollara diziliyoruz. Mehmet’in agir agir gelisini uzaktan izliyoruz. Bizi alacagi yere ulastigimizda koyun surusunun kopekleri havlamalari ile korku vermeye calisiyor bize. Ve tam da bu esnada cagrilarimiz yanitini buluyor. Sonmez ile konusabiliyoruz. Iniyorlarmis ve iki saate kadar kamp yerinde oluruz diyor. Rahatliyoruz.

Biniyoruz traktore istikamet alabalik ciftligi diyoruz Mehmet’e. Gecen yaz geldigimizde cadirlarimizi kurup guzel vakit gecirdigimiz bu kamp yerinde Peck ekibini beklerken elimizi yuzumuzu yikiyoruz ve baliklarimizi yiyoruz.

Peck ekibi geldiginde biz haziriz. Onlara hazirlattigimiz ekmek arasi baliklar da. Cantalari arabaya yukleniyor ve hareket ediyoruz. Camardi’nda durup goze gelen Tezcan’in gozune melhem alip jandarmaya bizim ekipler indi sorun yok, cok sagolun diyor ve koltuklarimiz ile bir olup uyku moduna giriyoruz.

Sereflikochisar’da verilen yemek molasi ve yorgunlugun uykuya donusumu. Bir ara gozumu actigimda Hasan Huseyin’in Ankara’da indigini goruyorum. Ve gule gule diyorum. Sonra actigimda ise pendikte durdugumuzu ve inmek gerektigini goruyorum uykulu uykulu…

Faaliyete katilan butun arkadaslara ve ozellikle artcilik gorevini basari ile yapan Mutlu’ya cok tesekkurler…

yüzümüz dağlara dönük olsun…

Cem Ergun