İran’a gidiyoruz: Tahran, Kaşan, İsfahan, Yezd ve Şiraz

Merhaba Arkadaşlar,
Bir süredir hazırlığını yaptığımız İran programımız hazır. 14 Kasım / 23 Kasım tarihlerinde İran’da olacağız. Aşağıda göreceğiniz özetten de anlaşılacağı gibi; 8 gece ve 9 günümüz Perslerin diyarında geçecek… Ve faaliyetimiz süresince İran’ın beş önemli kentinde gezeceğiz ve kültürünü, tarihini tanıma olanağı bulacağız.

Özet programımız:
14 Kasım Perşembe: Gece 23:50 uçuş
15 Kasım Cuma: Gece 03:20 Tahran. Yerleşme, gezi ve konaklama
16 Kasım C.tesi: Tahran gezi ve konaklama
17 Kasım Pazar: Sabah erken Kaşan gezisi ve Kaşan’da konaklama.
18 Kasım P.tesi: Sabah İsfahan’a gidiş, gezi ve konaklama
19 Kasım Salı: İsfahan gezisi ve konaklama.
20 Kasım Çarşamba: Sabah erken Yezd’e gidiş, gezi ve konaklama
21 Kasım Perşembe: Yezd gezi ve konaklama
22 Kasım Cuma: Sabah erken Şiraz’a gidiş gezi ve konaklama
23 Kasım Cumartesi: Şiraz gezi ve gece havaalanına gidiş.
24 Kasım Pazar: Sabaha karşı 03:00 İstanbul uçağı ile dönüş (Şiraz’dan dönecekler için. Diğerleri ile Tahran’a geçiş ve Tahran’dan dönüş yapacağız.)

İran’a bildiğiniz gibi vize yok. Sadece pasaport ile giriş yapacağız.
Etkinlik süresince gezeceğimiz yerler ve bu yerler ile ilgili bilgileri bu duyuru altında görebilirsiniz… Programımızda olan bu yerleri zamanımız elverdiğince görmeye çalışacağız. Ancak programda elimizde olmayan nedenler ile oluşabilecek aksilikler nedeni ile zaman yetersizliğinden yetiştiremeyeceğimiz yerler olabilir…

İran etkinliğimizin maliyeti 500 USD. Ve yanınızda getireceğiniz her bir arkadaş için 50 USD indirim kazanacaksınız.

İlk 10 kişi katılım bildirimi yaptığında uçak biletlerimizi almaya başlayacağız… En fazla 19 kişi olacağız.
Pegasus ile Tahran’a uçuş şu an için yaklaşık 500 TL / Şiraz İstanbul THY ile dönüş 1250 TL civarında. Tahran’a araçla geçip oradan İstanbul’a dönmek daha uygun gibi. Ancak bilet alma aşamasında birkaç gün zamanı olanlar ile farklı dönüş seçeneklerini de değerlendireceğiz.
Başvurularınızı mail ile ergun_2000@hotmail.com adresine yapmanızı rica ediyorum..

Program içeriğine dahil olanlar: Tahran, Kaşan, İsfahan, Yezd ve Şiraz’da konaklamalar (8 gece) ve kahvaltı, Şehirler arası ve şehir içindeki ulaşım, Türkçe konuşur yerel rehber.
Dahil olmayanlar: Gidiş dönüş uçak biletleri ve çıkış harcı, öğlen ve akşam yemekleri, müze ve ören yeri girişleri, bahşişler ve kişisel harcamalar.

TAHRAN:
İran’ın en büyük şehridir. Aynı zamanda İslam devrimi mücadelesinde önderlik yapmıştır. Tahran ismi Farsçada “sıcak yer” anlamına gelmektedir.
Tahran şehrinin kuruluşu Neolitik çağlara kadar gitmektedir. Bu şehir, şimdi olduğu gibi eski çağlarda da Elbruz Dağlarına sırtını dayamış küçük bir yerleşim yeri olarak doğmuştur. Hemen yakınındaki Rey şehri, 1197 tarihinde Moğol’lar tarafından yıkılana kadar bölgedeki önemi açısından Tahran’dan ilerideydi. Bu olaydan sonra Tahran, bölgenin ticari yaşamının merkezi olmaya başladı. Tahran, 1783 yılında Gajar hanedanının başkenti olunca siyasi bir önem kazandı.
Daha sonraki dönemlerde kazandığı bu önemi, dini merkez olarak Kum ve Meşhed şehirlerinin yükselmesine rağmen yitirmedi. Elbruz dağlarının eteklerinde bulunan geniş bir araziye yayılmış bu şehir, diğer İran şehirlerindeki geleneksel yapıya uyarak iki veya en fazla üç katlı tuğla binalardan oluşmuştur. Binaların çoğunda sıva kullanılmamış, böylece bütün şehir kirli sarı renkli bir çöl kenti havasına bürünmüştür.

Bazar-ı Bozurg (Büyük Pazar – Kapalı Çarşı): Burası Tahran’ın sadece çarşısı değil sanki ekonomisinin kalbinin attığı yerdir. Büyük Çarşı, İstanbul’daki kapalı çarşının bir benzeri ama çok daha oryantal olanıdır. Buraya yapacağınız bir gezi size Fars ülkesinin bütün gizemini tattıracaktır.
İran’ın tüm yönleri sanki buraya yansımış gibidir. Bütün doğu pazarlarının en büyüklerinden biridir. Şehir içinde bir şehir gibidir.
Derbend: Tahran’ın yoğun trafiğinden ve yaz mevsiminde iseniz boğucu sıcaklığından kaçmak için en iyi alternatifiniz Derbend’dir. Çıkışa göre sağdaki yamaçta küçük bir teleferik tek ama çok yüksekteki istasyona 1.000 Tümene taşımacılık yapmaktadır.
Ulusal Halı Müzesi: Lale parkının kuzeyindeki bu müze, ünlü İran halılarından en seçme olanlarının sergilendiği bir yerdir. İki katlı bu müzede 16. yüzyıldan günümüze kadar gelmiş bir çok nadide halı görebilirsiniz. Zararlı ışıklardan korunmak için müzede fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.
Sa’dabad Sarayı Müzesi: Tahranın kuzeyinde, şehir merkezine oldukça uzaktaki Şemiran’da Şah’ın yazlık sarayı bulunur. Burada toplam 18 değişik müze bulunuyor.
Sarayın “Beyaz Saray“ isimli bölümü son kral, Rıza Şah Pehlevi’nin ikamet yeriydi. 54 odalı olan bu sarayın girişinde bulunan devasa Şah heykeli devrim sırasında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki ayakkabı kalmıştır.
Tochal Teleferik: Tahran’ın çok popüler Teleferiği (İran’da Telekabin diyorlar) Velenjak Caddesinin sonundadır ve 3957 metrelik Tochal dağının bir bölümüne çıkmaktadır. İlk iki istasyona kadar yürüyerek de gidebilirsiniz. İstasyonların yakınında çayhaneler ve restoranlar hizmettedir. Teleferiğin ulaştığı yükseklikten Tahran’ın panoramik görüntüsünü izlemeniz mümkün.
Özgürlük Anıtı (Azadi Anıtı): 1971 yılında Pers İmparatorluğunun kuruluşunun 2500. yılında Shahyad Anıtı olarak yapılmıştır. Anıt, 2.500 adet yüzyüze bakan taş ile süslenmiştir. Anıtın orta katlarında bir İran Tarihi müzesi bulunmaktadır. Asansörle en üst kata çıkarsanız tüm Tahran’ı görebilirsiniz. Anıtın bulunduğu meydan, Meydan-ı Azadi adıyla anılmaktadır.
Ulusal Mücevher Müzesi: Ferdovsi Caddesindeki Bank Melli’nin arkasında Alman Elçiliğinin karşısındadır. Mücevher uzmanlarına göre dünyadaki en değerli mücevher kolleksiyonu buradadır. Buradaki taşların tarihi yüzlerce yıl geriye gider ve her bir değerli parçanın birçok savaşa neden olduğu buradaki yazıtlarda yazılıdır. 1738 yılında Nadir Şah Afşar’ın Hindistan seferi sırasında kendisine para ve içinde Derya-yı Nûr (Nur Denizi) ve Kuh-i Nûr (Nur Dağı) elması bulunan hediyeler sunulmuştu. Bunlardan Kuh-i Nûr elması daha sonra birçok el değiştirmiş ve şimdi Londra’da Tower of London’da sergilenmektedir.
Ulusal Muze: Bu müzenin giriş katında Prehistorik dönemden Sasani’lere kadar birçok tarihi eser sergileniyor. Bunlar çoğunlukla İran’da araştırmalar yapan yabancı Arkeologların buluntularıdır. Her yerde karşılaşabileceğiniz eski kaplar, metal takılar ve heykelciklerin dışında Persepolis’te bulunmuş önemli tarihi eserlerin bazıları burada sergilenmektedir. Bunlar arasında I. Darius’u gösteren büyük bir rölyef, altın tabletler ile bronzdan bir köpek ve üç aslan figürü dikkati çekmektedir.
Tarihi Suş kentinde bulunmuş olan ve Hammurabi’nin kanunlarını gösteren bir kil tabletin eş modeli bu müzede sergilenmektedir. Bu tabletin orijinali Paris’teki Luvr müzesindedir.
Müzedeki ilginç parçalardan birisi olan Tuz Adam MS 3. veya 4. yüzyılda yaşamış bir madencinin öldüğünde tuzlu bir ortamda kalıp günümüze kadar çok az bozularak gelen “Tuz Adam” da buradadır.

KAŞAN:
İran’a gelen çoğu gezgin, Kaşan’ı Tahran-İsfahan-Yazd arasında bir geçiş destinasyonu olarak seçiyor. Fakat bizce burası mutlaka görülmeli! Şehrin genel dokusu, görülecek yerleri o kadar güzel ve otantik ki, insana Pers İmparatorluğu zamanındaki İran’ı çok güzel çiziyor. Etkilenmemek mümkün değil.
Kebir Çölü’nün kıyısındaki bu vaha şehir, muhteşem tarihi yapılarıyla, orjinalini koruyan kent dokusuyla ve Tahran’a göre katbekat uygun fiyatlarıyla bizim favori şehrimiz. Kaşan, eski kervan yolunun üzerinde olduğundan uygun fiyatlara çok otantik mekanlarda konaklama imkanı bulabiliyosunuz. Seramik ve çini işleri, ipek ve yün halıları, gül bahçeleri ve gül suyu…
Kaşan’nın 4 kilometre batısındaki Sialk Höyüğü’nden çıkan ve İran’daki yerleşik insan hayatının en eski kanıtları olan kalıntılar, bu bölgenin tarihinin prehistorik çağlara kadar uzandığını gösteriyormuş. Şehrin biraz dışında bulunan 7.000 yıllık Sialk Ziguratı’ndan anlaşıldığı üzere bir şehir olarak Kaşan’nın kuruluşu ise Elam Uygarlığı dönemine denk geliyormuş.
Selçuklu Hükümdarı, Sultan 1. Melik Şah 11.yüzyılda Kaşan’nın merkezine bir kale yapılmasını etrafının da surlarla çevrelenmesini emretmiş. Bu kalenin surları bugün bile Kaşan merkezde görülebiliyor. Selçuklular döneminde (1051-1220) Kaşan, tekstilde, çanak çömlek yapımında ve çinicilikte ünlü hale gelmiş.
Aynı zamanda burası Safevi Hanedanlığı’nın yazlık bölgesiymiş. Çöle yakın bir vaha gibi olan şehirde özellikle Fin Bahçesi (Bagh-e Fin), zaten bahçeleriyle ünlü İran’daki en güzel bahçelerden biri olarak biliniyormuş. Havuzuyla ve meyve bahçeleriyle bu alan, cennetin Pers kültürü perspektifinden 1. Şah Abbas için yaratılmış hali gibiymiş. Şah Abbas Kaşan’a öylesine aşıkmış ki ölünce İsfahan yerine buraya gömülmek istemiş. Tabi burası da Kaçar Hanedanlığı’nın yıkıcı gücünden zamanında nasibini aldığından bahçedeki Safevi döneminden kalan yapılarda mermer taban ve ağaçların peyzajı dışında orijinal kalan kısım yokmuş.
Her ne kadar 1778’deki depremde Şah Abbas Safavi döneminden neredeyse tüm yapılar yerle bir olmuş olsa da Kaşan günümüzde git gide daha popüler bir turistik destinasyon olmaya başlamış. Çünkü burada 18. ve 19. yüzyıllara ait görülmeye değer göz alıcı Kaçar konakları var.
Kaşan Çarşısı (Kashan Bazaar): Kaşan’nın tarihi çarşısı için İran’nın en iyilerinden diyorlar. Canlı fakat keşmekeş değil. Geleneksel fakat aynı zamanda şaşırtıcı derecede geniş bir ürün yelpazesi var. Özellikle bir iki saatlik de olsa akşamüstünü değerlendirmek için ideal. Çarşının çok kubbeli çatısı 19. yüzyıldan kalma ama çarşının kurulduğu alan 800 yıldır Kaşan’nın en işlek ticaret merkezi. Çarşı bitiminde de kervansaraylar, medreseler, camiler, hamamlar ve tarihi konaklar karşınıza çıkıyor. Özellikle 1868 tarihli kervansaray Khan Amin al-Dowleh Timche, Selçuklulardan kalma Sultan Cami (Masjed-e Soltani), 800 yıllık Mir Amad Cami ve mükemmel simetrik dizaynı ile ünlü Bozorg Ağa Cami çarşı bölgesinde görülmesi gereken yerler. Kervansaray’ın girişlerinden birinde bulunan 19. yüzyılda hamam olan ama şimdilerde işlek bir çay ve nargile mekanı olan Hammam-e Khan akşamüstü keyfi için ideal yer. Ayrıca bir iki kapı yakında şehrin en ünlü pastahanelerinden Nabatrie Ghanadilpati var. Burada Kaşan hamur işlerini ve hindistan cevizli bir kurabiye olan bizdeki coco’ya benzeyen nargili’yi deneyin deriz. Çarşı Cumartesi’den Perşembe’ye 9.00-12.00, 16.30-20.00 saatleri arasında açık.
Bozorg Ağa Cami ve Medresesi (Agha Bozorg Mosque): Bu 19. yüzyıl yapısı aslında hem caminin hem de hala işlek olan bir medresenin bulunduğu bir dini kompleks. Öğrendik ki Bozorg Farsça’da “büyük, muhteşem, harika” anlamına geliyormuş. Özellikle simetrik tasarımıyla ünlü olan bu yapının Eyvan sitilindeki mimarisi ve çinili duvar işlemeleri göz alıcı. İran’ın ünlü mimarlarından Ustad Haj Sa’ban-Ali tarafından yapılan kompleks adeta İran’nın Tac Mahal’i. Nisan ayındaki Nevruz haftaları haricinde giriş ücretsiz. Haftanın her günü sabah 8 akşam 8 ziyarete açık.
Kaşan’ın Geleneksel Taş Konakları: Şehrin surları içinde kalan tarihi bölgede Kaçar döneminin zengin tüccarlarının birbirinden güzel taş konakları var. 19. yüzyıldan kalma bu taş yapıların çoğu restore edilerek restoran-otel olarak halka açılmış. İyi ki de açılmış! Hepsi birbirinden otantik bu konaklarda mutlaka bir öğle yemeği molası verin deriz. Özellikle şu an bir otel olan Ameriha’nın restoranına ve yemeklerine hayran olduk. Üstelik fiyatlar başkent Tahran’a oranla katbekat uygun. Burası 18. yüzyılda, Kaşan’nın valisi ve ülkenin en zengin adamlarından biri olan İbrahim Halil Ameri için yapılmış. Ameri bu zenginliğe Şah’a silah tedarik ederek ve Tahran-Kerman arasındaki ticaret yollarında güvenliği sağlayarak ulaşmış. Malikane tamamlandığı zaman İran’daki en büyük konutmuş.
Bir diğer önemli konut da halı tüccarı Tabatabei’in evi. 1880 civarında inşaa edilen evin en dikkat çekici özelliği içiçe geçmiş, girift taş rölyefleri, ince sıva işçiliği ve göz alıcı ayna ve vitray detaylarıymış. Evin 3 bölümü varmış bunlar: aile mensuplarının yaşadığı enderun, davetlerde ve eğlencelerde kullanılan birun ve hizmetliler tarafından kullanılan avlu yani khadame. Söylentiye göre, Borujerdi, kendi gibi bir halı tüccarı olan Tabatabei’in kızıyla evlenmek istemiş. Tabatabei bu evlilik için tek bir şart koşmuş. Kızının en az kendisininki kadar güzel bir evde yaşamasıymış. O günden 18 yıl sonra Boroujerdi’nin evi tamamlanmış ve en az gelinin babaevi kadar ihtişamlı olmuş.
Abbasian evinin sahibi de bir zamanlar zengin bir cam tüccarıymış. Tahmin edersiniz ki bu cam tüccarının evinde pek doğal aynalı ve vitraylı detaylar oldukça dikkat çekici. Evin khadamesi yani avlusu şu an bir restoran ve çay bahçesi olarak aktif bir biçimde değerlendiriliyor.
Kaşan’nın dar sokaklarına girdiğinizde evlerin kapılarında biri kalın ve yuvarlak diğeri uzun ve ince olmak üzere farklı sesler çıkaran ikişer kapı tokmağı olduğunu fark ediyorsunuz. Bu, kapıyı çalanın kadın mı erkek mi olduğunun ev sahibi tarafından anlaşılması içinmiş. Eğer kapıya uzun ve ince tokmakla vurulmuşsa gelenin kadın, kalın ve yuvarlak tokmakla vurulmuşsa erkek olduğu anlaşılıyormuş. Böylece ev halkından kapıyı kadının mı yoksa erkeğin mi açması gerektiği karmaşası da ortadan kalkıyormuş. Sonra öğrendik ki aynı uygulama Osmanlı evlerinde de varmış.
Sultan Amir Ahmad Hamamı: Boroujerdi’nin evine birkaç metre yakında 500 yıllık İran hamam kültürünün en güzel örneklerinden biri var. Burası Hammam-e Sultan Mir Ahmad yani Sultan Amir Ahmad Hamamı. En sonuncu restorasyonda hamamın alçısı 17 kat soyularak süt, yumurta beyazı, soya unu limondan yapılma en alttaki, en orijinal alçıya ulaşılmış. Kulağa adeta bir kek tarifi gibi gelse de bu karışımın çimentodan bile daha dayanıklı olduğu söyleniyormuş. Burada mutlaka yapılması gereken şey, hamamın çatısına çıkıp, şehirdeki tüm minareleri ve rüzgar kulelerini görebileceğiniz panaromik manzarayı seyretmek.
Kashan Fin Bahçesi: Burası yakın zamanda UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş, Şah Abbas adına dizayn edilen bu bahçe, içinden şırıl şırıl suların aktığı turkuaz havuzlar, 500 yıllık sedir ağaçları ve çiçek açma zamanı geldiğinde etrafı mis gibi portakal çiçeği kokutan portakal ağaçlarıyla dolu. Fin Bahçesi Kaşan’nın merkezine 9 km güneybatısında kalan Fin Köyü’nde. Buraya ister yürüyerek isterseniz de Kamal al-Molk Meydanı’ndan taksi-dolmuş yaparak gelebilirsiniz. Yürüme opsiyonunu dönüşte kullanmanızı öneririz çünkü Fin Bahçesi Kaşan’a göre biraz yokuş yukarı kalıyor.
Sialk Tepe: Burası, İran’daki en zengin ve en eski arkeolojik sit alanlarından birisi. İran’daki en eski yerleşimlere ait kalıntılar, 4. yüzyıldan kalma kap kacaklar, metal eşyalar, taş, kil ve kemikten yapılma ev aletleri buradaki kazılardan çıkarılmış. Sialk Tepe’den çıkarılan arkeolojik buluntuları bugün Paris’teki Louvre, New York’daki Metropolitan Müzesi ve Tahran’daki İran Ulusal Müzesi’nde görebiliyorsunuz. En önemlisi de bazı İran’lıların Mezopotamya’dakilerden bile eski olduğunu savunduğu zigurat (basamaklı piramite benzer tapınak). Her ne kadar burası hala bir kazı alanı olsa da ziyarete açık bazı dönemleri var. Siyalk Tepe, Kaşan ve Fin tam arasında, iksine de 4,5 km mesafede.

İSFAHAN:
İran’ın önemli sanat eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. 16. yüzyılda çıkarılmış bazı madeni paraların üzerinde bu şehrin önemini belirtmek için yer alan “İsfehan dünyanın yarısıdır.” deyimi boşuna söylenmemiştir.
Şehir, müslüman istilacılar tarafından 640 yılında işgal edilmiştir. Daha sonra Deyleman ve Selçuk hanedanları döneminde başşehir olarak seçilmiştir. Moğol orduları 1241 yılında İsfehanı işgal etmiş ve burada büyük bir katliam gerçekleştirerek binlerce kişiyi öldürmüştür. Daha sonra Timur’un orduları da İsfehana saldırılar düzenlemiştir.
İsfehan, en parlak dönemini 15. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde Şah Abbas, ülkeyi Moğollardan temizlemiş ve İran’ın yarısından fazlasını elinde tutan Osmanlıları da Tebriz’e kadar uzaklaştırmıştır. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan Şah Abbas, İsfehan’ı başşehir yaparak, mimarisine önem vermiş ve günümüze kadar ulaşan önemli eserlerin bir çoğunu yaratmıştır. Bu yüksek dönem, 100 yıldan biraz fazla sürmüş ve Afgan’lıların İran’ı işgaliyle sona ermiştir. Başşehir, önce Şiraz’a sonra da Tahran’a taşınmıştır.
İsfehan’da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu İran’ın kuru, sıcak iklimi ve kirli renkleri ile uyumlu bir kontrast içindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil, sakin, huzurlu atmosferi ve ılımlı iklimi de sizi olumlu etkileyecektir. Bu şehir, tamamiyle bir yürüyüş alanı gibidir, pazarda dolaşırken kaybolup gidebilir, çok güzel dekore edilmiş bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de Birkaç İranlı entellektüel gençle karşılaşıp fikir alışverişinde bulunabilirsiniz.

Meydan-ı İmam: Burasının dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenmektedir. Eski adı Meydan-ı Şah’tır. İsfehan’da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçilir, bu nedenle bu meydan, şehrin merkezi sayılabilir. Şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden birisi olan bu meydanın boyu 500 metre ve eni 160 metre kadardır. Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekân oluşturulmuştur. Meydan-ı İmam, 1979 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Yerleri Listesine alınmıştır.
Mescid-i İmam: Eski adı Mescid-i Şah olan bu yapı, İmam Meydanının güney ucunda bulunur. Mescidin içi, dışı her yeri İsfehan’ın sembolü haline gelmiş olan mükemmel mavi çinilerle kaplanmıştır. Geceleri, ışığı yansıtması ile bir başka güzellik sunar. Mescidin içine girdiğinizde mükemmel akustik nedeniyle küçük bir sesin bile ne kadar çok yankı yaptığını duyacaksınız. Bilimsel araştırmalarla burada 49 çeşit yankının oluştuğu bulunmuştur. Bunlardan ancak 12 tanesi insan kulağı ile algılanabiliyor.
Kakh-ı Ali Gapu: Kelime anlamı Ali’nin kapısı demek olan bu saray 6 katlı yapısıyla meydana hakim durumdadır. Kraliyet ailesi, bu saraydan meydandaki faaliyetleri, şenlikleri izlerdi. Yüksek balkona çıkarsanız meydanın genel görünüşünü görebilirsiniz.
Şeyh Lütfullah Mescidi: Meydanın doğu köşesinde bulunan bu mescidi I. Şah Abbas, Lübnanlı islam alimi ve kayınpederi Şeyh Lütfullah için yaptırmıştır. İlk yapıldığında mescid olarak değil dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacı güdüldüğünden minareleri yoktu. Burada İmam Mescidinden daha güzel fakat daha sade bir estetik yapı görülür.
Cehel Soton (40 sütun): Ali Gapu sarayının arkasında büyükçe bir park ve burada bir yapı bulunur. Bu yapının 20 tane sütunu ve önündeki havuzda yansıyan 20 sütun görüntüsü vardır. Böylece, toplamı 40 sütun eder! Bu yapının içinde bir eski eserler müzesi bulunur.
Sallanan Minareler (Munar Junban): Kaladin mahallesinde bulunan 14. yüzyılda yaşamış Ebu Abdullah adlı bir dervişin türbesi olan bu yapıdaki minareler bir mühendislik hatası nedeniyle sallanmaktadır.
Köprüler: İsfehan’ı ikiye bölen Zayendeh Nehri üzerinde eski dönemlerden kalma 6 değişik köprü kuruludur. Bunlardan en önemlisi Si-o-se Pol (Farsçası : 33 sütunlu köprü) köprüsüdür. Yapan mimarın adıyla (Allahverdi Han Köprüsü) da anıldığı olur. 1602 tarihinde yapılmış ve günümüzde şehrin sembolü haline gelmiştir. 300 metre uzunluğunda ve 14 metre genişliğinde olan bu köprü araç trafiğine kapalıdır.

ŞİRAZ:
Şiraz, Fars eyaletinin başkentidir. Fars eyaleti, bugünkü İran devletine, halka ve konuşulan dile ismini vermesiyle övünür, bunda da haklıdır. Şiraz, aynı zamanda bir tarihi eserler, şairler, filozoflar, savaşçılar, krallar, orkideler ve portakallar, güller şehridir.
Şirazın kuzeyindeki Bagh-e Anar ve Bagh-e Takhti bölgelerindeki üzüm bağlarında Şiraz’ın ünlü üzümleri yetiştirilir. İklim üzüm yetiştirmeye çok uygundur ve Şiraz’ın özel üzümü ve bu üzümden yapılan şarap türü olan Şiraz ve Cabernet Şiraz şarapları dünyaca ünlüdür.
Şiraz bölgesinde ilk yerleşimler Akamenid dönemine kadar geriye gider. Daha sonra gelen Sasaniler döneminde de önemini koruyan şehir, 693 yılında Arap işgaline uğradı ve Bağdat’ın bir vilayeti oldu. 12. yüzyılda Fars krallarından Atabek’lerin eline geçti. Son Atabek, Cengiz Han’ın ordularının işgalini önlemek için haraç ödemeyi kabul etti. 1382 yılında ise Şah Suja, kız torununun Timur’un oğullarından biriyle evlenmesine razı oldu. Böylece şehir yanıp yıkılmaktan ikinci defa kurtulmuş oldu.
Moğol ve Timur dönemlerinde Şiraz kenti, büyük gelişme gösterdi. 13. ve 14. yüzyılların Şiraz’ı, dönemin ‹slam şehirleri içinde en gelişmişiydi. Şiraz’da yetişen Hafız ve Sadi başta olmak üzere birçok sanatçı da Şiraz’ın bir sanat ve kültür merkezi olmasını sağladı.
Şiraz’da yaşanan kültür ve sanat geleneği ortamında yetişen sanatçılar, yüzyıllar boyunca hem İran’da, hem de yabancı ülkelerde eserler verdiler. Bunlar arasında Semerkand’da ve Hindistan’da yapılan eserler, öne çıkmıştır. Hindistan’daki ünlü Tac Mahal’in mimarlarından biri olan Üstad ‹sa, Şiraz’da yetişmiştir.
1750 yılında Zend hanedanının kısa süreli iktidarı döneminde Şiraz İran’ın başkenti olmuştur. Zend kralı Kerim Han, Şah Abbas’ın İsfehan’da yaptığı gibi Şiraz’ı geliştirmek ve büyük eserler yaratmak istemiştir. Kendisine ünvan olarak “vekil” den daha aşağı bir ünvanı kabul etmemiş, böylece kendisini Hz. Muhammed’in vekili seviyesinde gördüğünü ispatlamak istemiştir.
Kerim Han’ın yaptırdığı eserler arasında en önemlisi, 12 bin işçi çalıştırılarak Kraliyet alanı olarak kullanılan ‘Arg-e Kerim Han’ Kerim Han kalesi’dir. Vekil Camii de müthiş işlemeleriyle Kerim Han’ın ünvanını taşır. Ayrıca İran’ın en güzel kapalı çarşısı Şiraz’daki Vekil Pazarı’dır.
Zend hanedanın çöküşünden sonra gelen Kacarlar 1789’da şehri ele geçirmiş, başkenti Tahran’a taşımış ve Kerim Han’dan kalan bir çok değerli eşyayı talan etmişler. Şiraz, bu dönemde körfezdeki Buşehr limanına giden ticaret yolu üzerinde bulunması avantajıyla hiç değilse ticari önemini koruyabilmiştir.

Persepolis: Şiraz’a gelen her turistin mutlaka ziyaret etmesi gereken yer tarihi Persepolis kalıntıları olacaktır. Pers İmparatorluğu’nun başkenti olan Persepolis, MÖ 6. yüzyıl sonlarına doğru Pers Kralı I. Darius (Dara) tarafından kurulmuştur. Darius’dan sonra tahta çıkan I. Serhas (Xerxes) ve Artakserkses (Ardaşir) şehri büyüterek harika anıtlarla doldurmuşlardır.
Saray: Persepolis’te kral sarayları taşıma toprakla yapılan, tepesi 473 metre uzunlukta, 86 metre genişlikte ve 13 metre yüksekliği olan yapay bir tepe üzerinde bulunmaktaydı. Sarayların bulunduğu bu taraçaya iki geniş merdivenle çıkılıyordu. Merdivenlerin yan duvarları kabartma heykellerle doludur. Gerek Kyros’un Pasargadai’daki anıtsal mezarında, gerekse Persepolis’teki büyük saray kompleksinde Yunan mimarlar ve taşçı ustaları çalışmışlardır.
Kserkses’in taht salonunda, her biri 20 metre yükseklikte olan ve üzerinde 2 metre yükseklikte başlıkları olan 100 sütun bulunuyordu. Başlıklar boğa ve insan şeklindeydi. Sarayın iki büyük sütunla tutturulan kapısının yüksekliği 11 metredir. Kapıdaki sütunların önünde, yüzleri insan şeklinde olan iki boğa heykeli vardır.
Tören salonu: Dara’nın Mısır’daki ocaklardan getirilen blok taşlarla yapılmış “Apadama” denilen tören salonu 10.000 kişi alıyordu. Bu kadar büyük bir kapalı salon başka hiçbir sarayda görülmemiştir. Hazine sarayının geniş avlusuna açılan 4 büyük ahşap kapısı vardı ve bunlar renkli ve süslü alçılarla kaplıydı.
Kral mezarları: Persepolis’in yakınındaki kayalık dağın yamaçlarında birbirinden 8–10 km uzaklıkta, kayalar oyularak yapılan ve saray görünümlü iki kaya mezar vardır. Frigya kral mezarlarına benzeyen bu mezarlar “Taht-ı Cemşid” ve “Nakş-ı Rüstem” olarak anılırlar. Bunlardan biri Darıus I’in mezarıdır.
MÖ 331’de Büyük İskender Persleri yenerek şehri yaktı. Bundan sonra şehir toprak yığınları altında kendi haline terkedildi. 1930’larda başlayan arkeolojik çalışmalarla şehir yeniden ortaya çıkarılmıştır.
Kerim Han Kalesi: Şehir merkezinde bulunan bu kale, tamamı tuğladan yapılma ilginç bir mimariye sahiptir. Savunma amacıyla yapılmış olması gereken bu kale, yuvarlak hatlarıyla sanki sadece estetik kaygılar taşıyor gibidir. Kale duvarlarının yüksekliği yaklaşık 14 metredir ve oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bu kale, Kerim Han tarafından, saray bahçesinin bir parçası olarak, İsfehan’daki büyük eserlerle rekabet için yaptırılmıştır. Kalenin girişindeki yazıtta Farsça olarak : “Şiraza yeni gelen bir gezgin, uzun süre Kerim Han sarayının endamını övmekten geri duramayacaktır” sözü yazılmıştır.
Vekil Camii: 1773 yılında Zend’li Kerim Han tarafından yapılmış olan bu cami, kralın ihtişam sergileme hevesinin bir ifadesi olmuştur. İran camilerindeki geleneksel dört eyvan yerine, burada çok güzel düzenlenmiş iki büyük avlu inşa edilmiş. İç avlu, harika çini işlemeli kameriye ve sundurmalarla çevrelenmiş. Caminin mihrab bölümü tamamen mozaik işlenmiş ve her biri tek parça taştan kesilmiş 48 sütunla desteklenmiş bir kubbenin altındadır.
14 basamaklı ve tek parça bloktan yapılmış mermer mimber, iç düzenlemeyi tamamlıyor. Caminin 1773 yılında yapılmış olmasına karşın özellikle çiçek desenli çini işlemelerin çoğu daha sonra Kacar döneminde yapılmış. Cami, iki büyük depremi atlattıktan sonra halen ayakta kalabilmiş sağlam bir yapı olarak dikkati çekiyor.
Şah-e Çerağ Türbesi: Şiiliğin önemli isimlerinden ve 12 imamdan biri olan İmam Rıza’nın öz kardeşi Seyid Emir Ahmed 835 yılında Şiraz’da düşmanları tarafından öldürülmüş. 14. yüzyılda O’nun anısına mezarının bulunduğu yerde bu türbe yapılmış. Şii’liğin en önemli ziyaret yerlerinden biri olan bu türbe, gerçekten çok güzel dekore edilmiş.
İsmi “Işıkların şahı” olarak çevrilebilen bu türbenin iç duvarları milyonlarca küçük ayna ile mozayik şeklinde işlenmiş. Küçücük bir ışık kaynağının bile milyonlarca ayna üzerinde değişik şekillerde yansıması, mozolenin gümüşten korumalarının parıltıları, türbenin çeşitli yerlerinden gelen yeşil ve sarı ışıkların beyaz ışıkla karışıp yansımaları, sürekli ziyaretçi akını, birçok kişinin burada namaza durması veya açıkça ağlaması, yarı karanlık ortamda mistik atmosferi aşırı derecede yoğunlaştırıyor. Dini inancınız ne olursa olsun, türbenin içine girdiğinizde ister istemez bir huşu, hüzün, ihtişam, eziklik ve hayranlık gibi karışık duygular hissedebilirsiniz.
Dervaz-e Kur’an – Kur’an Kapısı: Şiraz’ın girişinde yer alan bu süslü yapı, aslında bin yıl kadar önce yapılmış bir giriş kapısıdır. Zend’li Kerim Han, bu yapının üst katında bir odaya kutsal kitaptan bazı bölümleri koyduktan sonra bu kapıya Kur’an Kapısı denmiş. Şiraz’daki yaygın bir inanca göre seyahate giden bir yolcu bu kapının altından geçerek yola çıkarsa kesinlikle Şiraz’a güvenli bir şekilde geri dönermiş. Bu kapı 1950’lerde yıkılmış ve daha sonra yerel bir tüccarın bağışlarıyla yeniden yapılmış.
İrem Bağları: Bu büyük bahçe, şehrin batı tarafındadır. Kacarlar zamanında İlhanlı Muhammed Ghori isimli hükümdarın emriyle yapılmış olan bu bahçedeki bina, dönemin önemli bir mimarı olan Üstad Muhammed Hassan tarafından yapılmış. Daha sonra binanın çevresi yeşillendirilerek bu bahçe oluşturulmuş. Binanın içinde bahçeye tamamen hakim bir salon ve aynalarla süslenmiş odalar var.
Bahçedeki kameriyeler lavanta çiçekleriyle donatılmış. Bahçedeki gezinti yolları üstün bir estetik anlayışıyla ve geleneksel bahçe mimarisine uygun olarak yapılmış. Buradaki çok çeşitli bitkiler arasında en ünlüsü sadece Şiraz’da yetişen bir tür servi ağacı olan (Sarv-e Naaz) dır.
Hafız’ın Türbesi: Fars dili ve edebiyatının büyük sanatçısı Hafız, 1324 – 1391 yılları arasında yaşamıştır. Hafız, hayatı boyunca kısa bir süre dışında Şiraz’dan dışarı çıkmamıştır. Şiirlerinde her zaman Şiraz’ın güzelliklerinden bahsetmiş ve ölümünde Şiraz’a gömülmek istemiştir. Hafız’ın gömüldüğü yer daha sonra türbeye çevrilmiş halk arasında burası “Hafıziye” olarak isimlendirilmiştir.
Hafız, eserlerinde Farsçayı öyle bir ustalıkla kullanmış ve öyle büyük eserler yaratmıştır ki, bunların başka bir dile tercüme edilmesi hemen hemen imkansız olmuştur. İranlılara göre her evde mutlaka bulunması gereken iki şey vardır. Kur’an-ı Kerim ve Hafız’ın bir kitabı. Bazıları bu sıralamayı tersine çevirip Hafız’ı birinci sıraya bile koyarlar. Hafız, İranlılar için bir halk kahramanı, bir pop yıldızı gibi sevilen ve saygı duyulan bir kişiliktir.
Sa’di’nin Türbesi: Şiraz’da doğmuş ve Şiraz’da ölmüş, (1209-1291) ama hayatı gezilerle geçmiş ve bir anlamda Gezginlerin şairi olmuştur. Sa’di, ilk eğitimini Bağdatta almış daha sonra Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Hindistan’a gitmiştir. Hem şiirde hem de düz yazıda çok başarılı eserler vermesinin nedeni, insan karakteri ve yaşam konularında felsefi düşüncelerini sanatıyla birleştirebilmesindeki ustalıktır. Sa’di, bir dönem Haçlılar tarafından esir alınmış ve Tripoli’de cezaevinden tünel kazarak kaçmıştır. Hafız’ın Şiraz’dan dışarıya çıkmayıp dünyayı tek bir şehirden ibaret görmesine karşılık Sa’di’nin şehri, bütün dünya olmuştur. Sa’di, 30 yıldan fazla bir süre gezgin derviş olarak yaşamış, Hindistan’dan Anadolu’ya Lübnan’dan Etiyopya’ya kadar dolaşmıştır. Kendi deyimiyle “ruhsal açlığını doyurmak için” rastgele konukseverliklerle de karşılaşmış, aşırı açlık ve susuzluk dönemleri de yaşamıştır. Verdiği eserlerden en önemlileri “Bostan” ve “Gülistan” isimlerini taşır.