Kızlarsivrisi kuzey kış çıkışı

Kızlarsivrisi nde duzenlenecek TODOSK’un kis kuzey cikis senligini duydugumda katilmaya karar vermistim. Birlikte biryerlere gidelim diye konustugumuz arkadaslara bu senlikten bahsettigimde once onlar, sonrada “yok mu gidilcek bir yer” diye soran baska arkadaslarla sayimiz artti.

23 Subat aksami Istanbul’u terkeden ekip, kulup uyesi olan arkadaslardan baska Ozkan’in arkadaslari Hayat’i ve Fatih’le birlikte Antalya yollarina koyulduk.

24 Subat sabahi terminalde otobusten indigimizde, Todosk’un gorevlisi bir arkadas, terminalde kisa saci ile birligine teslim olmaya giden asker adaylarini toplayan inzibat gibi, sirt cantalilari topluyordu. Bizide topladi. Sehir merkezine goturecek otobus geldiginde, baska sehirlerden tirmanis icin gelen diger katilimcilar ile birlikte yola koyulduk. Toplanma merkezinde Todosk yetkillileri tarafindan karsilandik. Aksam yemegi icin kumanya, bir polar bere ve uzerinde pusula ve isi olcer olan birer duduk katilimcilara burada dagitildi.

Ambulans vardi, ancak saglik gorevlisi yoktu. Kulup yetkililerinin ricasi uzerine, Sukran ambulans gorevlisi, Mahmut, ben ve Antalya’li arkadasim Yakup’ta ilkyardim yardimcisi olarak ekibe dahil olup aracta yerimizi aldik. Sonra Elmali’ya dogru hareket ettik. Korkuteli’nde verilen ihtiyac alimi molasinda, Antalya usulu piyazi mideye indirirken, yine Sisci Ramazan’in sislerine sadece uzaktan bakinmakla yetindik… Zaman yoktu.

Elmali’nin bitiminde sola ayrilan ve belli belirsiz bir tabelasi ile Buyuk ve Kucuk Soyle koylerine giden yola girdik. Koy kahvesinin onunde aractan indigimizde kucuk meydan insan kalabaligi ile doluverdi birden…

Traktorler hazir bekliyordu. Cantalar bir traktore katilimcilar diger 3 traktore bindi ve kamp yerine dogru hareket edilirken; koyden bakildiginda dag, keskin hatlariyla rotalarini gostererek bizi cagiriyordu.

Toprak bitip, karli zemin baslayinca traktorleri terkettik. Cantalar sirtlandi ve karlarin icerisinde yukselerek kamp yerine dogru yurumeye basladik. YaklasIk 1, 5 saat sonra kampi kuracagimiz Damlica yaylasina ulastik. Yaylaya kucuk bir meyil ile indik. Genis ve yayvan bir canak gibi. Ama dag tarafina dogru oldukca dik bir tepe yukseliyor. Hava acik. Soguk yok.

Cadir yerleri belirlendi, cadirlar kuruldu. Biz Istanbul ekibi ve Ankara subemizin uyesi, faaliyete bireysel katilan Afyonlu Mithat Sener, cadirlarimizi ayni bolge icerisine kurduk. Gunesin batimi oncesinde daga karsi fotograflar cekildi sonra.

Programda zirve yuruyusu icin kamptan sabah 06.00’da baslayacagi yaziyordu. Ayrica yine programda saat 10.00 gibi zirvede olunacagi ve saat 14.00 te de kampin toplanacagi yaziyordu. Hersey yolunda ve programinda giderse donus icin 19.30 a kadar Antalya terminalinde rahatlikla olabilir, hatta Sisci Ramazan’da sislerimizi bile yiyebilirdik. Anca bu fazla iyimserlikti. 06.00 da kamptan yazin ciksan 10 gibi zirvede olursun. Ama bu kis sartlarinda bu mumkun degildi. Ve bizde kofteyi kacirmakla kalmaz arabayi bile kacirirdik.

Araclara yetisme durumumuzu kamp ve senlik sorumlusu Hakan beye ilettim. Ve rehberlerle gorusup degerlendireceklerini soylediler. Saat 17.30 da yapilan toplantida iki farkli rotadan tirmanis yapilmasi kararlastirildi. Kalkis saati belirlendi. Tirmanis ise bir saat one yani bese alindi. Bence yeterli degildi. biz rotaya girmeden gunes dogmus olacakti. Ve kimbilir kampa kacta donecektik.

Kararmakta olan hava, gokyuzundeki yildizlara ve aya inat sogumasini artirmaya devam etti. Sanki gokyuzunde binlerce yildiz ve ay isIklarini daga cevirmis bir sunum gerceklestirmeye hazirlanir gibiydiler…

Dagitilan kumanyalar acildi. Ton baligi, konserve ve krem helvadan olusan setin konserve kismi tuketilip, zirve yuruyusunde yenecekler hazirlandi. Ve tek tek elden gecerek canta hazirlandi sonra.

Uzak konusma sesleri yavas yavas kesildi. Ayhan’in ucak sesi cikararak calisan ocagi son karlari eritip sessizligi sagladiginda, gunun yorgunlugu yerini zirvenin heyecanina ve tedirginligine birakarak goz kapaklarimi agirlastirdi…

Saatim calmadan uyandim. Yol icin gerekli hazirliklar tamamlandi. Kahvalti yapilip caylar icildi. Buz gibi botlar giyilip yola dizilenlerin arasina karisildiginda saat bes olmak uzereydi. Kafa lambalari uc degil; bir sira nokta gibi dizili, geceyi aydinlatarak yurumeye basladik.

Dagin etegine dogru yaklastikca gun yuzunu gostermeye basladi. Ve gece yitti, beyazlik kaldi.

Bir sure sonra ekipler ayrildi. Bizim ekip 31 kisi ile dagin eteginden ilerlemeye devam ederek iki numarali rotaya yoneldi. Diger rota ise dort numarali rota ve biraz daha dikti. O rotaya gidenlerin arasinda bizim ekipten Ozkan ve arkadaslari Hayati ile Fatih vardi.

Sert kar her admda sertlegini daha artirmaya basladi. Ve ekibin icerisine kramponsuz olarak karismis Tery, kazmasi ile kendine basamak yaparak ilerlemeye calisiyor. Kramponlar takildi, kazmasini daha cikarmamis olanlar kazmasini aldi. Buzda bir sure yukselen ekipte, arkadaslar ile kopmadan yavas yavas zirveye yurumemizi surdurduk. Ilk kis zirvesini yapmakta olan Suna ve Sukran her hangi bir zorluk yasamadan tirmanmaya devam ettik.

Bir sure sonra arkada bir grup kopmaya basladi. Yakinlasan zirve yonunden bastiran sis eger dagilmazsa inme dusunceleri soylendi. Korkulan olmadi yavas yavas acilan yolda zirve gorunur gibi oldu…

Sirta cikmistik artik. Uzakta zirve kutusu bile gorunuyor belli belirsiz sisin arasindan. Saat 11.40. Ve iste zirve. Sarilip kutluyoruz birbirimizi. Zirve defteri yazma keyfini Sukran’a birakiyoruz. Defteri ve isimleri yaziyor, imzaliyoruz. Arkadan Mithat’ta geliyor. Sorun cikaran kramponu nedeni ile biraz gecikmis.

Bizden 1.5 saat once gelmesi beklenen dorduncu rota yolculari bizden sonra ulastilar zirveye. Sonra cekilen fotograflar, icilen sicak caylar ve ekmek arasi helva partisi. (Sevgili Arkadaslarimizin Uludag’da ki partileri ve sicak sarap yudumlamalarinin mesaji ise inis yolunda telefonun cekmeye basladigi bir yerlerde gelecekti.)

Zirve seramonisini bitirmis, karnimizi doyurmustuk. Yolcu yolunda gerek diyerek saate baktigimizda 12.15 gibi zirveyi terkettigimizin notunu dustum bir yerlere. Inis icin yola cikan rehberin ardi sira, kuzey dogu rotasindan yavas yavas ve gunesten yumusamis karlara bata cika giderken cikis ile orantilandiginda bu kadar uzun bir donus olacagini hic birimiz bilmiyorduk.

Zaman ilerledikce kampa ulasacagimiz zaman konusunda tereddutler yasamaya basladik. Oysa biz aksam 19.30 da otogarda olmaliydik. Hatta aklimizin bir kosesinde Sisci Ramazan bile vardi.

Yol bitmek bilmiyor. Zaman cok ilerledi. Uludag’da ki Nurten’e ulasiyorum, telefonun cektigi bir yerden. Ve Metro Turizmi arayarak bileterimizi erteletmesini rica ediyorum. Ve sebeke kayboluyor.

Kamp gorunurde yok. Yuruyoruz. Telefonda cekmiyor, Nurtenle haberlesme kopuk. Dag sol yanimizda yukseliyor. Farkli yollardan gelen ekipler var, beyazliklarin uzerinde hareket halinde karaltilar var.

Kamp gorunurde yok. Tipi basladi. Boncuk gibi kocaman kocaman yagiyor. Bu sekilde devam ederse cadirlari toplamak ve traktorlere kadar gitmek zor olacak. Kacti bizim otobus…

Onumuze cikan bir tepeyi inmeye basladigimizda asagida bizim cadirkent gorunuyor. Bir oh cekiyorum ama, otobuse yetismek zor gibi…

Bir taraftan cadirlari toplamaya basliyoruz. Ekipten arkada kalan kimse yok. Tipi biraz yavaslayarak devam ediyor.

Todosk’lu arkadaslar ile konusuyorum. Onden toparlanip gitmek istediginmizi ve mumkunse kucuk araclardan biri ile otobuse yetismeye calisacagimizi soyluyorum. Saat 17’ye geliyor. Tamam diyorlar. Ve cantalar cadirlar toplaniyor hemen ve traktorlerin oraya yurumeye basliyoruz. Nurtenin mesaji bu arada geldi, telefonun cektigi bir yerde. Biletlerin yenilenmesi icin seri no vs istiyorlarmis. Simdi bu dagin basinda bu sanki cok kolay gibi… Kar artik yagmiyor. Ama programda yazan 14.00 Antalya’ya hareket sozunu animsiyor ve gulumsuyorum..

17.30 traktorlerin oradayiz. Cantalar yukleniyor ve biz ve baskalari dolusuyoruz camurlu ayaklarimizla. Buyuk Soyle koyu bir turlu gorunmuyor ve bir turlu yol bitmiyor.

Artik cekmeye baslayan telefonum acarak, bir o tarafa bir bu tarafa sallayan traktorun dusmeye yakin bir yerlerinde otogara ulasmaya calisiyorum, olmuyor. Sonra arkadasim Mehmet Ali aradi. Antalyaya erken donersek gorusuruz diye sozlesmistik. Ama durum onu gosteriyordu ve gorusemeyecek gibiydik. Daha koye bile ulasamadigimizi soyleyerek yardim istedim. Otobus firmasini saati soyleyerek erteleyebiliyor ise ertelemesini, yoksa otobusu bekletmesini rica etttim.

Koydeyiz. Kosusturmaca icerisinde minubus soforunu bulup yerlesmeye calisiyoruz. Ve yola ciktik. Saat 18.30. Mali ile gorusuyorum. Biletleri yenilemiyorlarmis. Tekrar otogari ariyorum. Yok. Biletleri yakiyorlar. Rica ediyorum araci bekletin o zaman biraz diye. 15 dakika bekletiriz diyorlar terminal disinda. Yetisemeyiz. Neredesiniz diyorlar. Elmalidan ciktik diyorum. Oysa Elmali’ya gelmedik ki daha…

Nihayet saat 20’ye kadar bizi beklemeye karar veriyorlar. Kepezde ve trafik kontrol noktasinda bekleyecekler. Mali’yi arayip durumu soyluyorum. Ve oraya giderek araci bekletmesini, oyalamasini rica ediyorum…

Daga cikarken bu kadar yorulup, stres yapmamistik…

Yol bitmiyor. Son 40 km sofor ariyor ne kadar kaldi yolcular soyleniyor diye. Geldik diyorum. 20 km sonra oradayiz.

Bizim minubus hiz yaptikca Ayhan arkada dualar edip bir ayagi ile surekli fren modunda sofore soylenmeye devam ediyor bu arada…

Ve iste kepez. Trafik isIklari yesile donmuyor. Otobus karsida gorunuyor. Bir kisim yolcular geziniyorlar yol kenarinda. Mehmet Ali, benim sevgili dostum soforle sohbet halinde. Sariliyoruz. Iki kucuk cumle, hal hatir sorma ve ayriliyoruz.

Oturdugum koltukta agir agir tozluklari ayagimdan cikartirken, bizim araca yetiserek gol attigimiz o saatlerde, Antalyasporun’da Fenere gol attigini duyuyorum ve gulumsuyorum…

Ayni gulumsemeyi ben zirvede de yasamistim. Sizlerde yasayin. Yuzunuzde hep gulumseme olsun.

Butun ekip arkadaslarima sonsuz tesekkurler.

Cem Ergun