Tag Archives: dağcılık

ELBRUZ TIRMANIŞI (5642 Metre)

Sağrısındaki terler, ay ışığında bile parlayan Kafkas kısrağın üzerine atladığımda alnımdaki terlerde iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. Ak renkli kısrak sabırsızdı ve gecenin bir yarısında ileriye doğru atılmak için karları eşeliyordu. Haykırışımı daha duymadan art ayakları üzerinde yaylandı, sessizliği bozmamak için haykırmadan ileri atıldı. Gece ve kar beyazdı ve beyazlıkla bir toz zerreciği kadar kir belletmeyen kısrak çoktan Cheget yönünden… (devamı)

Yol ver dağlar geçelim…

Kayacık yamaçlarından ağır ağır yükselip yan geçişle bivak yapacağımız yere doğru giderken geri döndüm ve kaybolmaya hazırlanan güneş ile göz göze geldim. Gözleri mavi değildi ve saçları rüzgârda yüzüme hiç savrulmamıştı… Bakıştık. Birbirimizi süzdük tepeden tırnağa. Gün olmuş ve alıp başımı yine gitmiştim. Ve karşıda Emler zirvesi dipsiz bir kuyuya inen keskin bakışları ile davetsiz ziyaretçilerine bakıyordu. Güneşle göz göze… (devamı)

Gezginin yüzündeki esinti…

Yağmurda ıslandım yine bir sabah vakti. Rüzgârla estim. Kar olup yağdım kimi yükseklere… Ve dizlerim titredi kimi ara… Rüzgâr ters esti, savurdu bir yana. Nasıl yapmalı veya yapmamalı… Ellerim, sıcak bir ülke gibi uzak gözlerinden. Ve hüznün ilk harfi gibi, bir limana yanaşmaya çalışan gemiden uzak, liman gezgini Pia’nın yokluğunda… Babam, havanın karardığı günlerde, gaz lambasının loş ışığında sayfa sayfa… (devamı)

Bulutların arkasında izi yoktu…

Gözümün değdiği her yerde dağlar, gönlümün değdiği her yerde yine dağlar… Şimdi; mavi bir gökyüzünün altında ve esmeyen rüzgarların önünde uzanıyorum sırtüstü. Gitmelerin, uçmaların uçurumundan geldiğim dağların koynundayım yine. Sırtüstü ve tembel tembel uzanmışken huzur doluyum ve birde hasret. Pürüzsüz, sade mavi bir gökyüzü tepemde asılmış duruyor. Ve Kaldı kütlesinin üzerinden gecen bulutun arkasında gölgesi yok gibi. Var olması ise… (devamı)

Dermanı yok bilirim…

Akşam erken indi çadırımın üzerine. Dışarıda önceden gelişini haber veren yağmur, önce bir bir damlamaya başladı. Sonra bir damla, sonra bir daha, sonra her an artarak… Güneş henüz kaybolmaya başlamıştı ve daha biraz önce günbatımın fotoğraflarını makinalarımız ile resmetmiştik. Bulutlar dolu doluydu, sis dağların üzerine bir inip bir kalkıyordu ve uykum sessiz sessiz geldiğini haber veriyordu… Daha biraz önce gecenin… (devamı)

“Üşüdü bir rüzgarından bulutun…”

“Seneler, seneler evveldi” miydi? Anımsamıyorum. Tek anımsadığım adının Annabel lee olmadığı ve bir deniz ülkesinde yaşamadığı… Bozkırın bittiği, o uzanılası zirvenin başladığı yerde, çıplak bir kısrağa binerken hatırlıyorum nedense hep onu. Çıplak, koşumsuz, alnında akıtma olan o kısrağa sıçrayışını. Uçtuğu yer Hozat önü değildi. Uzanılası zirvelere uzanamadığı, değilesi beyazlıklara dokunamadığı, kadrini bilmeyen dost dağların eteği gibiydi. Ve bir sıçrayışta atlamıştı… (devamı)

Emler Batı Yüzü Çift Kat Kulvarı

Karayalak Vadisi’ni, Yedigöller’e bağlayan kapıya yakın bir yerlere kampımızı kurduktan sonra küçük bir keşif yapmak üzere yola çıktık. Gireceğimiz rotanın son noktalarını geçen bahar farklı bir rotadan, Kayacık zirvesi üzerinden tırmandığımız için biliyorduk. Ama bu gireceğimiz rota hakkında daha önce tırmanıldığına ilişkin bir kayıt veya rapor göremediğimizden, bizim için tam bir bilinmezdi. Ben, Hayri ve Ozan küçük bir keşif için… (devamı)